Eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Ukrayna savaşında ateşkes ve müzakere çağrılarının henüz erken olduğunu, Avrupa'nın Rusya'ya karşı 'güç üzerinden barış' stratejisi benimsemesi gerektiğini savundu. Rasmussen'e göre, Kiev'e yönelik askeri yardımların hızlandırılması ve Avrupa savunma sanayisinin yeniden yapılandırılması, olası bir diplomatik çözümün ön koşulu. Aksi takdirde Moskova'nın saldırganlığının durdurulamayacağı uyarısında bulunan Danimarkalı siyasetçi, Batı'nın kararlılığını sorgulamamak için somut adımlar atması gerektiğini belirtiyor.
Müzakere için henüz erken
Anders Fogh Rasmussen, Avrupa İlişkileri Konseyi (ECFR) için kaleme aldığı makalede, Ukrayna'da savaşın üçüncü yılına yaklaşırken Avrupa'nın stratejik bir hata yapma riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Savaşın taraflarının yorgunluk işaretleri verdiği bir dönemde, bazı Avrupa başkentlerinde barış görüşmelerini yeniden canlandırma yönünde sesler yükseliyor. Ancak Rasmussen'e göre, mevcut şartlarda masaya oturmak, Ukrayna'nın toprak bütünlüğünden taviz vermek anlamına gelecek ve Rusya'yı daha fazla saldırganlığa teşvik edecek.
Danimarka'nın eski başbakanı, "Ukrayna'nın NATO üyeliği gibi somut güvenlik garantileri olmadan yapılacak bir ateşkes, Rusya'ya yeniden silahlanması ve yeniden saldırması için zaman kazandırmaktan başka işe yaramaz" ifadelerini kullanıyor. Bu nedenle Avrupa'nın önceliğinin, Kiev'in askeri kapasitesini artırmak ve Moskova'ya karşı uzun vadeli bir caydırıcılık sistemi kurmak olması gerektiğini vurguluyor.
Avrupa savunma sanayisinde dönüşüm şart
Rasmussen, Avrupa'nın Ukrayna'ya verdiği askeri desteğin miktar olarak arttığını ancak bunun sürdürülebilir olmaktan uzak olduğunu belirtiyor. Özellikle top mermisi üretim kapasitesindeki eksiklikler, Rusya'nın savaş ekonomisini tam savaş moduna geçirdiği bir ortamda ciddi bir zafiyet oluşturuyor. Eski NATO Genel Sekreteri, Avrupa savunma sanayisinin seri üretime geçmesi için kamu-özel sektör iş birliğinin ve ortak Avrupa projelerinin hayata geçirilmesi gerektiğini savunuyor.
Makalede dikkat çeken bir başka nokta ise, Avrupa'nın enerji bağımlılığından kurtulma çabalarının yeterli olmadığı eleştirisi. Rus gazının tamamen devre dışı bırakılması ve alternatif tedarik zincirlerinin oluşturulması, Avrupa güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olarak sunuluyor. Aksi takdirde Avrupa'nın, kış aylarında yeniden enerji şantajına maruz kalabileceği uyarısı yapılıyor.
Küresel yansımalar: ABD seçimleri ve Çin faktörü
Rasmussen'in analizinde, Ukrayna savaşının yalnızca Avrupa kıtasını değil, küresel güç dengelerini de etkilediği vurgulanıyor. 2024 ABD başkanlık seçimleri, Washington'dan Kiev'e akan yardımların geleceği konusunda soru işaretleri yaratıyor. Rasmussen, Avrupa'nın bu belirsizlik ortamında kendi savunma kapasitesini artırarak ABD'den bağımsız hareket edebilme kabiliyeti kazanması gerektiğini ifade ediyor.
Bunun yanı sıra, Çin'in Rusya'ya verdiği diplomatik ve ekonomik destek, Batı'nın yaptırımlarının etkinliğini sınırlıyor. Rasmussen, Pekin'in Moskova'ya askeri teknoloji transferini engellemek için yeni diplomatik girişimler başlatılması gerektiğini belirtiyor. Aksi takdirde savaşın uzaması, yalnızca Avrupa güvenliğini değil, tüm uluslararası sistemi tehdit edecek bir istikrarsızlık yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rasmussen'in önerdiği 'güç üzerinden barış' stratejisi, Türkiye'nin Karadeniz'deki güvenlik çıkarları ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin korunması bağlamında kritik bir önem taşıyor. Ankara, savaşın başından bu yana hem Ukrayna'ya askeri destek sağlayan hem de Rusya ile diyaloğunu sürdüren dengeli bir politika izliyor. Ancak Avrupa'nın savunma kapasitesini artırması ve enerji bağımlılığını azaltması, Türkiye'nin uzun vadede NATO içindeki stratejik konumunu güçlendirebilir. Öte yandan, müzakere çağrılarının erken olduğu yönündeki bu analiz, Türk diplomasisinin arabuluculuk rolünü yeniden tanımlamayı gerektirebilir. Türkiye, her iki tarafla da görüşebilen nadir aktörlerden biri olarak, barış sürecinde olası bir dönüm noktasında kilit bir pozisyon üstlenebilir.