Rusya'nın Ukrayna'da işgal ettiği topraklarda gözaltına alınan sivillerin akıbeti, savaşın en karanlık sayfalarından biri olmaya devam ediyor. The New Yorker yazarı Joshua Yaffa, Rus cezaevi sisteminde kaybolan Ukraynalı kadınların izini sürdüğü kapsamlı bir araştırmayla, bu kadınların maruz kaldığı muameleyi ve ailelerinin yaşadığı belirsizliği gün yüzüne çıkardı. Yaffa'nın çalışması, işgal altındaki bölgelerde Rus güçlerinin keyfi tutuklamalarının boyutunu ve bu süreçte kadınların özellikle hedef alındığını ortaya koyuyor.
Gelişmenin arka planı
Ukrayna'nın doğusunda ve güneyinde Rusya'nın kontrolü altındaki bölgelerde, 2014'ten bu yana süregelen çatışmalar ve 2022'de başlayan tam ölçekli işgal, binlerce sivilin Rus güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmasına yol açtı. Bu kişiler arasında çok sayıda kadın da bulunuyor. Joshua Yaffa'nın haberi, bu kadınların çoğunun neden gözaltına alındığını bilmediğini, ailelerine haber verilmeden Rusya'nın çeşitli bölgelerindeki cezaevlerine nakledildiklerini ortaya koyuyor. Yaffa, görüştüğü kadınların ifadelerine dayanarak, sorgulamalarda işkence ve kötü muamele iddialarını da aktarıyor.
Rus yetkililer, gözaltına alınanları genellikle 'sabotajcılık' veya 'casusluk'la suçluyor; ancak çoğu zaman ellerinde somut bir delil bulunmuyor. Kadınların bir kısmı, Ukrayna ordusuna yardım etmek veya sosyal medyada Ukrayna yanlısı paylaşımlar yapmak gibi gerekçelerle hedef alınıyor. Yaffa'nın görüştüğü kadınlardan biri olan Valentina, eşinin savaşta olması nedeniyle köyünde yalnız yaşayan bir öğretmen. Rus askerleri tarafından evinden alınan Valentina, aylarca ailesinden haber alınamayan binlerce kişiden sadece biri.
New Yorker yazarı, kadınların cezaevi sürecinde maruz kaldıkları psikolojik baskıya da dikkat çekiyor. Aileler, sevdiklerinin nerede olduğunu öğrenmek için Rus makamlarıyla iletişim kuramıyor; Uluslararası Kızılhaç Komitesi gibi kuruluşlar da çoğu zaman erişim sağlayamıyor. Ukrayna hükümeti, kayıp kişiler listesinde binlerce sivilin yer aldığını açıklarken, bu durum savaşın insani maliyetini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Rusya'nın Ukrayna'da uyguladığı bu gözaltı politikası, uluslararası hukukun ciddi ihlallerini oluşturuyor. Cenevre Sözleşmeleri'ne göre, işgal altındaki topraklarda sivillerin korunması esastır ve keyfi gözaltı, işkence ve kaybolma eylemleri savaş suçu olarak değerlendirilebilir. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Ukrayna'da işlenen savaş suçlarına ilişkin soruşturması devam ederken, bu tür vakaların belgelenmesi büyük önem taşıyor. Avrupa Birliği ve ABD, Rus yetkililere yönelik yaptırımlarını genişletirken, Ukrayna'da işlenen insan hakları ihlalleri için hesap sorulması çağrıları artıyor.
Bu durum, sadece Ukrayna'yı değil, uluslararası toplumun hukuk ve insan hakları ilkelerini de tehdit ediyor. Rusya'nın işgal altındaki bölgelerdeki uygulamaları, savaşın vahşetini artırırken, bölgesel istikrarı da olumsuz etkiliyor. Ukraynalı yetkililer, kayıp kişilerin bulunması için uluslararası toplumun daha fazla baskı yapması gerektiğini vurguluyor. Öte yandan, benzer uygulamaların Suriye ve Çeçenistan'da da yaşandığı hatırlatılıyor; bu da Rusya'nın bu tür yöntemleri farklı coğrafyalarda tekrarladığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşta arabulucu bir rol üstlenirken, insani krizlerin hafifletilmesi için çaba gösteriyor. Bu tür insan hakları ihlallerinin belgelenmesi, uluslararası toplumun Rusya'ya yönelik baskısını artırabilir ve Türkiye'nin denge politikasını zorlayabilir. Türkiye'nin Kırım Tatarları başta olmak üzere Ukrayna'daki Müslüman topluluklarla tarihi bağları bulunuyor; bu nedenle işgal altındaki bölgelerdeki insan hakları ihlalleri, Türkiye'nin insani yardım politikalarını etkileyebilir. Ankara'nın, tahıl koridoru anlaşması gibi inisiyatiflerde oynadığı role benzer şekilde, savaş esirleri ve kayıp kişiler konusunda taraflar arasında diyalog kurulmasına katkı sağlaması muhtemel.