İsveç’in en büyük tren istasyonu Stockholm Central’da yolcular, yürüyen merdivenlerden platformlara, bilgilendirme ekranlarından duvarlara kadar her yüzeyde aşırı sağcı İsveç Demokratları’nın (SD) afişlerini görüyor. Şubat ayında başlayan kampanya, ‘Mogadişu’yu özledin mi?’ sloganıyla göçmen karşıtı bir mesajı doğrudan günlük yaşamın içine taşıyor. SD’nin neofaşist köklerinden gelen ve partinin ana akımlaşma çabalarına rağmen söyleminde yer eden bu slogan, ülkenin göç politikalarını hedef alıyor.
Kampanyanın Arka Planı
İsveç Demokratları, 2010 yılında parlamentoya girdikten sonra hızla büyüyerek 2014’te üçüncü, 2018’de ise ikinci büyük parti konumuna yükseldi. Ancak partinin kökenleri, 1988 yılında kurulan ve neo-Nazi gruplarla bağlantılı olan ‘Sverigepartiet’e kadar uzanıyor. Parti lideri Jimmie Åkesson, göç karşıtlığını merkeze alan bir siyasetle oylarını artırırken, ırkçı söylemleri ülke genelinde ciddi eleştirilere yol açıyor. Uzmanlar, SD’nin özellikle sosyal medyada yaygınlaştırdığı ‘kültürel çatışma’ anlatısıyla toplumu kutuplaştırdığını belirtiyor.
‘Mogadişu’ sloganı, Afrika Boynuzu’ndaki Somali’nin başkenti Mogadişu’ya gönderme yaparak, İsveç’e göç eden Somalililerin varlığını sorguluyor. Bu, partinin ‘İsveç’i İsveçlilere geri ver’ temasının bir parçası olarak, göçmenlerin ülkeye entegrasyonunu reddeden bir yaklaşımı simgeliyor. Benzer söylemler, 2010’lu yıllarda Danimarka ve Norveç’te de aşırı sağ partiler tarafından kullanılmıştı. Ancak SD’nin bu sefer ana tren istasyonunda tüm reklam yüzeylerini kiralaması, kampanyanın görünürlüğünü artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
SD’nin bu kampanyası, yalnızca İsveç iç siyasetini değil, Avrupa genelinde yükselen aşırı sağ dalganın bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Fransa’da Marine Le Pen’in Ulusal Birlik’i, Almanya’da AfD, İtalya’da Giorgia Meloni’nin partisi ve Avusturya’da FPÖ, benzer göçmen karşıtı söylemlerle seçimlerde başarı kazanıyor. Özellikle İsveç, 2015’teki göçmen krizinde kişi başına en fazla sığınmacı kabul eden ülkelerden biri olmuştu; bu durum toplumda güvenlik ve kimlik tartışmalarını körüklemiş, aşırı sağın zemini genişlemişti.
Uzmanlar, SD’nin bu tarz kışkırtıcı kampanyalarının, kısa vadede popülist desteği artırırken, uzun vadede İsveç’in uluslararası itibarını zedeleme riski taşıdığını ifade ediyor. Stockholm gibi çok kültürlü bir kentte, göçmenlerin yoğun yaşadığı bölgelerde gerginlikler yaşanabiliyor. Ayrıca, SD’nin söylemlerinin İsveç’in komşularıyla olan ilişkilerini de etkileyebileceğine dikkat çekiliyor; örneğin, İsveç’in NATO üyeliği sürecinde Türkiye ile yaşanan gerginlikler, bu tür söylemlerin dış politikada yansımalarını artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye ile İsveç arasında, özellikle İsveç’in NATO üyeliği sürecinde yaşanan gerginliklerin ardından, SD’nin göçmen karşıtı kampanyası Ankara tarafından yakından takip ediliyor. SD’nin ‘İslamofobik’ söylemleri, Türkiye ile ilişkilerdeki güven bunalımını derinleştirebilir. Ayrıca, Türkiye’nin Avrupa’ya göç konusunda yaptığı anlaşmalar ve geri kabul protokolleri, İsveç’teki göçmen politikalarıyla doğrudan bağlantılı olduğundan, SD’nin bu tutumu Türk hükümetini zor durumda bırakabilir. Türkiye’nin, İsveç’teki aşırı sağın güçlenmesini, AB ile ilişkilerde yeni bir gerilim unsuru olarak görmesi olasıdır. Ancak SD’nin iktidarda olmaması, Türkiye-İsveç ilişkilerinin normalleşme sürecini şimdilik engellemiyor; yine de bu tür söylemlerin, iki ülke arasındaki diyaloğu olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor.