ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 28 Ocak 2025 Salı günü yaptığı açıklamada, İran'ın yeni dini lideri Mukteda Hamaney'in, Washington ile Tahran arasında süren nükleer ve bölgesel müzakerelere giderek daha fazla dahil olduğunu belirtti. Rubio, basın mensuplarına verdiği demeçte, “Onu kamuoyu önünde görmedik. Ancak sistemdeki çok sayıda lidere ne olduğu düşünülürse, müzakerelerin arka kanallarında aktif bir rol üstlendiğine dair işaretler var” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, İran'ın yeni liderinin selefi İbrahim Reisi'nin ölümünden sonra üstlendiği rolün uluslararası kamuoyunda daha fazla sorgulanmasına neden oldu.
Rubio'nun sözleri, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran ile müzakereleri yeniden canlandırma çabalarının bir parçası olarak yorumlanıyor. Trump, göreve geldiğinden bu yana İran'la doğrudan müzakerelere sıcak bakmadığını ifade etse de, özellikle İsrail ve Suudi Arabistan'ın baskıları sonrası bu konuda adım atmaya başladı. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yetkililer, müzakerelerin henüz erken bir aşamada olduğunu, ancak Hamaney'in sürece dâhil olmasının olumlu bir gelişme olduğunu belirtti.
Mukteda Hamaney ve Yeni İran Yönetimi
İran'ın eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin 2024'te bir helikopter kazasında ölmesinin ardından, yerine geçen Mukteda Hamaney, hem dini liderlik makamını hem de siyasi otoriteyi birleştiren bir figür olarak ortaya çıktı. Hamaney, İran'ın nükleer programı ve bölgesel politikaları konusunda uzlaşmaz bir tutum sergilemesiyle tanınıyor. Ancak Rubio'nun açıklamaları, Hamaney'in müzakerelere açık olduğuna işaret ediyor. Uzmanlar, bu durumun İran iç siyasetindeki güç dengelerinin değiştiğine dair önemli bir işaret olduğunu söylüyor. Hamaney'in müzakerelere dahil olması, din liderliğinin daha önce dış politikada doğrudan rol almadığı düşünüldüğünde, önemli bir dönüşüm olarak değerlendiriliyor.
İran'da muhafazakâr kanat, Hamaney'in bu hamlesine temkinli yaklaşırken, reformistler ise sürecin başarıya ulaşması halinde ekonomik yaptırımların hafifletilebileceğini umut ediyor. İran ekonomisi, yıllardır süren yaptırımlar nedeniyle büyük zorluk çekiyor. Rubio'nun açıklaması, aynı zamanda İran'ın nükleer anlaşma müzakerelerine dönüş sinyali olarak da okunabilir. 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) Trump'ın ilk döneminde sonlandırılmıştı. Şimdi ise yeni bir çerçeve üzerinde çalışıldığı belirtiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran müzakereleri, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda Ortadoğu'nun genel jeopolitik dengelerini de etkileyecek bir potansiyele sahip. İran'ın nükleer programı, İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkeleri için en büyük güvenlik tehditlerinden biri olarak görülüyor. Rubin'in açıklamaları, özellikle İsrail'de endişeyle karşılandı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu daha önce İran'la herhangi bir anlaşmaya karşı olduğunu ve gerektiğinde askeri müdahalede bulunabileceklerini belirtmişti. Suudi Arabistan ise ABD'nin İran'la müzakere masasına oturmasına, kendilerine danışılmaması nedeniyle tepkili.
Küresel boyutta ise Çin ve Rusya, ABD-İran müzakerelerini yakından izliyor. Çin, İran'ın en büyük petrol alıcılarından biri ve müzakerelerden olumlu sonuç çıkması halinde enerji ticaretinde genişleme fırsatı bulabilir. Rusya ise İran'la Suriye ve Ukrayna konularında işbirliği yapıyor; ancak ABD'nin İran'la bir anlaşmaya varması, Moskova'nın nüfuzunu sınırlayabilir. Avrupa Birliği, müzakerelere destek verirken, İran'ın insan hakları ihlalleri konusunda endişelerini koruyor. ABD'de ise Kongre'deki bazı Cumhuriyetçiler, Trump yönetiminin İran'la pazarlık yapmasına şüpheyle yaklaşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran müzakerelerinin yeniden canlanması, Türkiye için hem fırsat hem de riskler taşıyor. Türkiye, İran ile sınır komşusu olarak terörle mücadele, enerji ticareti ve Suriye'deki dengeler gibi konularda işbirliği yapıyor. Müzakerelerin olumlu sonuçlanması, Türkiye'nin İran'a yönelik ekonomik yaptırımlardan olumsuz etkilenmemesi açısından önemli. Ayrıca, İran'ın nükleer programının sınırlandırılması bölgesel güvenliğe katkı sağlayabilir. Ancak, ABD ve İran arasında varılacak bir anlaşmanın, Türkiye'nin çıkarlarını göz ardı etme riski de bulunuyor. Özellikle, anlaşma kapsamında İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki projelerini zayıflatabilir. Türkiye, bu nedenle müzakerelerin dışında kalmamalı ve kendi kırmızı çizgilerini net bir şekilde ortaya koymalıdır.