ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran ile yürütülen ön anlaşma sürecinin Körfez ülkelerinde yarattığı endişeleri gidermek amacıyla 23 Haziran 2026 Salı günü geç saatlerde Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'ye ulaştı. Rubio’nun ziyareti, Başkan Yardımcısı J.D. Vance liderliğinde İsviçre'de ABD ile İran arasında iki gün süren yoğun diplomatik temasların hemen ardından geldi. Bu görüşmeler, uzun süredir devam eden nükleer müzakerelerde yeni bir aşamaya işaret ederken, Suudi Arabistan ve BAE başta olmak üzere Körfez ülkeleri, olası bir ABD-İran mutabakatının bölgesel güvenlik dengelerini nasıl etkileyeceği konusunda derin kaygılar taşıyor.
Ziyaretin arka planı ve Körfez'in endişeleri
Rubio'nun Abu Dabi ziyareti, İran ile yapılan müzakerelerin ardından Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerine verilen bir güvence mesajı olarak yorumlanıyor. ABD yönetimi, İran'la varılabilecek geçici bir anlaşmanın Tahran'ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırmasını ve bölgesel gerilimi azaltmasını hedefliyor. Ancak Suudi Arabistan ve BAE, böyle bir anlaşmanın İran'a ekonomik yaptırımların hafifletilmesi karşılığında nükleer programında ilerleme kaydetmesine izin verebileceğinden endişeleniyor. Özellikle Suudi Arabistan, İran'ın balistik füze kapasitesi ve bölgesel milisler üzerindeki etkisi konusunda uyarılarda bulunurken, BAE ise Yemen ve Irak'taki İran nüfuzunun artmasından çekiniyor.
Rubio'nun görüşmelerinde, BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan ile bir araya gelmesi bekleniyor. Görüşmede, İran'la varılacak herhangi bir anlaşmanın Körfez ülkelerinin güvenlik çıkarlarını gözetecek şekilde şekillendirilmesi ve İran'ın bölgesel faaliyetlerine karşı ortak bir duruş sergilenmesi ele alınacak. Ayrıca, ABD'nin Körfez'deki askeri varlığının sürdürülmesi ve ortak savunma işbirliğinin güçlendirilmesi de gündem maddeleri arasında yer alıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran müzakereleri, sadece Körfez ülkelerini değil, aynı zamanda İsrail ve Avrupa ülkelerini de yakından ilgilendiriyor. İsrail, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için her türlü askeri seçeneği masada tutarken, ABD ile İran arasında varılacak bir anlaşmanın İsrail'in güvenlik kaygılarını gidermesi bekleniyor. Avrupa ülkeleri ise ekonomik yaptırımların hafifletilmesi karşılığında İran'ın nükleer programını sınırlandırmasını destekliyor, ancak Tahran'ın bölgesel politikalarına karşı da ihtiyatlı bir tutum sergiliyor.
Rubio'nun BAE ziyareti, aynı zamanda ABD'nin Orta Doğu'daki diplomatik stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Washington, İran'la müzakereleri yürütürken bir yandan da Körfez müttefiklerinin güvenlik endişelerini gidermeye çalışıyor. Bu çerçevede, ABD’nin bölgedeki askeri üslerini kullanma izni ve hava savunma sistemlerinin entegrasyonu gibi konular da görüşmelerde yer alabilir. BAE, ABD'nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri olarak, İran'la yapılacak olası bir anlaşmanın şartlarını etkileme potansiyeline sahip.
Öte yandan, Rubio'nun ziyareti, İran'ın nükleer programına ilişkin uluslararası toplumda süregelen belirsizliği yansıtıyor. İran ile yapılan ön görüşmelerde, uranyum zenginleştirme seviyelerinin sınırlandırılması, uluslararası denetimlerin artırılması ve yaptırımların kademeli olarak kaldırılması gibi başlıklar ele alındı. Ancak Tahran'ın, ABD'nin taleplerine ne ölçüde yanıt vereceği ve Körfez ülkelerinin anlaşmaya dahil edilip edilmeyeceği henüz netlik kazanmış değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasında varılacak olası bir anlaşma, Türkiye’nin enerji güvenliği ve dış politikası üzerinde doğrudan etkili olabilir. Türkiye, doğalgaz ve petrol ihtiyacının önemli bir kısmını İran’dan karşılarken, yaptırımların hafifletilmesi Ankara’nın enerji ticaretini kolaylaştırabilir. Ancak anlaşma şartları, İran’ın bölgesel nüfuzunu artırmasına yol açarsa, Türkiye’nin Suriye, Irak ve Kafkasya’daki çıkarlarıyla çelişebilir. Ayrıca, Körfez ülkelerinin İran’a karşı duyduğu endişeler, Türkiye’nin Suudi Arabistan ve BAE ile rekabet halinde olduğu bölgesel arenada yeni ittifak düzenlemelerine neden olabilir. Türkiye, hem ABD hem de İran’la ilişkilerini dengelemek zorunda kalırken, olası bir anlaşmanın Türkiye’nin enerji merkezi olma hedeflerini de etkilemesi muhtemel.