Suriye ve Rusya, 18 aylık yoğun müzakerelerin ardından, Rusya'nın Tartus deniz üssü ile Hmeymim hava üssünün geleceğini belirleyen bir mutabakat zaptına (MoU) imza attı. Suriye Dışişleri Bakanlığı'nın devlet ajansı SANA aracılığıyla yaptığı açıklamaya göre, anlaşma iki ülke arasındaki stratejik işbirliğinin yeni bir aşamasını temsil ediyor. Bu gelişme, Rusya'nın Akdeniz'deki askeri varlığının sürdürülmesi ve Suriye'deki etkisinin kalıcılaşması açısından kritik bir adım olarak değerlendirilirken, Türkiye'nin de yakından izlediği bir dosya olarak öne çıkıyor.
18 Aylık Müzakere Sürecinin Ardından Varılan Mutabakat
SANA'nın haberine göre, Suriye Dışişleri Bakanlığı, Rusya ile Tartus ve Hmeymim üslerinin statüsüne ilişkin bir mutabakat zaptı üzerinde anlaşmaya varıldığını duyurdu. Bakanlık açıklamasında, bu anlaşmanın 18 ay süren 'yoğun ve karmaşık' müzakerelerin sonucunda imzalandığı belirtildi. Açıklamada, anlaşmanın iki ülke arasındaki 'stratejik ortaklığın' ve 'egemenliğe saygı' ilkesinin bir teyidi olduğu vurgulandı. Ayrıca, mutabakatın Suriye'nin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığına bağlı kalarak Rusya'nın bölgedeki meşru çıkarlarını koruduğu ifade edildi.
Söz konusu mutabakat zaptının ayrıntıları kamuoyuyla henüz tam olarak paylaşılmış değil. Ancak uzmanlar, anlaşmanın üslerin kullanım süresini, kira koşullarını, askeri personel statüsünü ve olası modernizasyon çalışmalarını kapsadığını tahmin ediyor. Özellikle Tartus limanı, Rusya'nın Akdeniz'deki tek resmi deniz üssü olma özelliğini taşıyor ve bu üs, Rus deniz gücünün Orta Doğu ve Afrika'ya projeksiyonunda hayati bir rol oynuyor. Hmeymim Hava Üssü ise Suriye iç savaşı sırasında Rusya'nın hava operasyonlarının merkez üssü olmuş, zamanla bölgesel bir lojistik merkeze dönüşmüştü.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Rusya'nın Akdeniz'deki Varlığı ve Batı ile Rekabet
Bu mutabakat, Rusya'nın 2015 yılında Suriye iç savaşına askeri müdahalesinden bu yana yürüttüğü askeri diplomasinin önemli bir parçası olarak görülüyor. Rusya, Tartus ve Hmeymim üsleri sayesinde Doğu Akdeniz'de askeri varlığını sürdürebiliyor; bu da Moskova'ya hem NATO'nun güney kanadına karşı stratejik bir derinlik sağlıyor, hem de Afrika'daki operasyonları için bir köprübaşı işlevi görüyor. Özellikle Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya'nın uluslararası alanda yalnızlaştığı bir dönemde bu anlaşma, Kremlin'in uluslararası destek arayışında Suriye ile ilişkilerini pekiştirme çabası olarak yorumlanıyor.
Anlaşma, Batılı ülkeler ve özellikle ABD tarafından dikkatle izleniyor. Washington yönetimi, Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığının bölgesel istikrarı tehdit ettiğini savunurken, Rusya ise bu üsleri meşru müdafaa ve uluslararası hukuk çerçevesinde gerekçelendiriyor. Öte yandan, bu mutabakatın Suriye'deki siyasi sürece etkisi de merak konusu. Birleşmiş Milletler (BM) arabuluculuğunda yürütülen Suriye Anayasa Komitesi görüşmelerinin tıkanması, Rusya ve Suriye hükümetinin askeri işbirliğini derinleştirerek sahadaki kazanımlarını koruma stratejisi izlediğine işaret ediyor. Rusya'nın bu anlaşmayla Suriye yönetimi üzerindeki nüfuzunu artırması, muhalefetin elini zayıflatırken, İran'la birlikte Astana sürecinde daha güçlü bir pozisyon elde etmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığını yakından izleyen ülkelerin başında geliyor. Bu mutabakat, Türkiye'nin güvenliğini doğrudan etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Özellikle Hmeymim Hava Üssü'nün varlığı, Rusya'nın Suriye hava sahasındaki kontrolünü elinde tutmasına olanak tanıyor; bu da Türkiye'nin kuzey Suriye'de yürüttüğü sınır ötesi operasyonlarda Rusya ile koordinasyonu zorunlu kılıyor. Öte yandan, Tartus'taki Rus deniz üssünün sürekliliği, Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği ve deniz yetki alanları konularında Türkiye'nin tezlerine karşı bir denge unsuru oluşturuyor. Ankara, Rusya ile mevcut diyalog mekanizmalarını kullanarak bu gelişmenin Türkiye'nin çıkarlarına zarar vermemesini sağlamaya çalışacak. Ayrıca, Moskova'nın bu anlaşmayla Suriye'deki pozisyonunu güçlendirmesi, Türkiye'nin sahadaki muhalefet grupları üzerindeki etkisini de dolaylı olarak sınırlayabilir. Bu nedenle, Ankara'nın hem askeri hem diplomatik kanallarda Rusya ile denge politikasını sürdürmesi bekleniyor.