ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden ücret alınması yönündeki söylemlerini kesin bir dille reddederek, hiçbir ülkenin bu hayati deniz geçişinden para talep etme hakkının olmadığını belirtti. Rubio, Tahran’ın bu tür bir girişiminin uluslararası hukuka açıkça aykırı olduğunu vurguladı ve bölgedeki seyrüsefer serbestisinin korunmasının küresel çıkarlar açısından kritik önem taşıdığını ifade etti.
Gelişmenin Arka Planı
Rubio’nun bu açıklaması, İranlı yetkililerin Hürmüz Boğazı’ndan geçen tanker ve ticari gemilerden geçiş ücreti talep edilebileceğine dair son dönemde artan söylemlerinin ardından geldi. İran, bu boğazın kendi kara suları ve münhasır ekonomik bölgesi içinde kaldığını iddia ederek, uluslararası deniz hukukuna göre belirli koşullarda geçiş ücreti alabileceğini öne sürmekteydi. Ancak ABD yönetimi, bu iddiayı 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) aykırı bularak reddetmektedir. Sözleşme, uluslararası boğazlarda transit geçiş rejimini düzenler ve bu geçişlerin engellenemeyeceğini veya vergilendirilemeyeceğini hükme bağlar. Rubio, bu ilkeye atıfta bulunarak, İran’ın tehditlerinin bölgesel istikrarı ve küresel enerji arzını tehlikeye attığını söyledi.
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği stratejik bir su yoludur. Basra Körfezi ülkelerinden gelen ham petrolün büyük kısmı bu boğaz aracılığıyla küresel pazarlara ulaşır. Bu nedenle boğazın güvenliği ve serbest geçişi, sadece bölge ülkeleri için değil, aynı zamanda ABD, Çin, Avrupa Birliği ve Hindistan gibi büyük enerji ithalatçıları için hayati öneme sahiptir. İran’ın daha önceki dönemlerde boğazı kapatma tehditleri, uluslararası toplumda ciddi endişelere yol açmış ve ABD donanmasının bölgedeki varlığını artırmasına neden olmuştu. Rubio’nun son açıklamaları, Washington’un bu konuda kararlı duruşunu sürdürdüğünü göstermektedir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Rubio’nun sözleri, ABD’nin Ortadoğu politikasında İran’a karşı sert tutumunu yansıtmaktadır. Biden yönetimi, nükleer anlaşma müzakerelerinin başarısız olmasının ardından İran’a yönelik yaptırımları artırmış ve bölgedeki askeri varlığını güçlendirmiştir. Hürmüz Boğazı’ndaki serbest geçişin korunması, ABD’nin bölgedeki en önemli önceliklerinden biridir. Öte yandan İran, ekonomik baskılarla başa çıkmaya çalışırken, boğaz üzerindeki kontrolünü bir koz olarak kullanma eğilimindedir. Ancak uluslararası hukuk ve güç dengesi, Tahran’ın bu yönde tek taraflı bir adım atmasını zorlaştırmaktadır. Bölgesel aktörlerden Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Irak gibi ülkeler, boğazın güvenliğine bağımlı oldukları için ABD’nin pozisyonunu desteklemektedir. Çin ve Hindistan gibi büyük enerji tüketicileri de boğazın açık kalmasından yana tavır almakta, ancak bu ülkeler İran’la diplomatik ilişkilerini korumaya özen göstermektedir. Rubio’nun açıklaması, bu karmaşık denklemde ABD’nin liderlik rolünü vurgularken, uluslararası topluma da net bir mesaj vermektedir: Hürmüz Boğazı’ndaki serbest geçiş tartışmaya açık değildir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinden doğrudan etkilenmektedir. Boğazın geçişe kapatılması veya ücretlendirilmesi, petrol fiyatlarını yükselterek Türkiye’nin cari açığını artırabilir ve enerji maliyetlerini yukarı çekebilir. Ayrıca Türkiye, bölgede deniz güvenliği konusunda aktif bir politika izlemekte ve uluslararası hukuka dayalı bir düzeni savunmaktadır. Rubio’nun açıklaması, Ankara’nın da desteklediği seyrüsefer serbestisi ilkesini teyit etmektedir. Bununla birlikte Türkiye, İran’la komşuluk ilişkilerini ve enerji iş birliğini gözeterek dengeli bir tutum sergilemeye özen göstermelidir. ABD-İran geriliminin tırmanması, bölgesel istikrarsızlığı artırabileceği için Türkiye’nin çıkarlarına uzun vadede zarar verebilir.