İngiltere'nin Kraliyet Ulusal Can Kurtarma Kurumu (RNLI), Manş Denizi'nde küçük botlarla geçiş yapan göçmenleri kurtaran gönüllülerine yönelik aşırı sağcı grupların saldırıları nedeniyle güvenlik önlemlerini artırdı. Kurum, gönüllülere markalı kıyafet giymemeleri ve tehlike hissettikleri durumlarda cankurtaran istasyonlarını kapatmaları talimatını verdi. Bu karar, RNLI'nin göçmen kurtarma operasyonlarına katılımının aşırı sağcı çevrelerde yarattığı öfkenin somut bir sonucu olarak ortaya çıktı.
Arka Plan: Göçmen Kurtarma Operasyonları ve Artan Tehditler
RNLI, İngiltere ve İrlanda kıyılarında bağımsız bir hayır kurumu olarak faaliyet gösteriyor ve tamamen bağışlarla finanse ediliyor. Kurumun gönüllü ekipleri, yıllardır Manş Denizi'nde düzensiz göçmen taşıyan küçük botların batması sonucu ortaya çıkan acil durumlara müdahale ediyor. Özellikle 2018'den bu yana, Fransa'nın kuzey kıyılarından İngiltere'ye geçmeye çalışan göçmen sayısındaki artışla birlikte RNLI operasyonları da yoğunlaştı. Ancak bu durum, göç karşıtı aşırı sağcı grupların ve bazı siyasetçilerin RNLI'yi "göçmen kaçakçılığına yardım etmekle" suçlamasına yol açtı. Son dönemde bu suçlamalar, fiziksel saldırılara ve tehditlere dönüşmüş durumda. RNLI, gönüllülerinin can güvenliğini korumak için yeni önlemler almak zorunda kaldı.
Kurum sözcüsü, yaptığı açıklamada, "Gönüllülerimiz, insan hayatını kurtarmak için gece gündüz demeden çalışıyor. Ancak son zamanlarda artan tehditler nedeniyle bazı ekiplerimiz kendilerini güvende hissetmiyor. Bu nedenle, markalı kıyafetlerin giyilmemesi ve gerektiğinde istasyonların kapatılması gibi önlemler aldık" dedi. RNLI, saldırıların ayrıntılarını paylaşmaktan kaçınsa da, bazı istasyonlara yönelik vandalizm ve gönüllülere yönelik sözlü taciz olaylarının yaşandığı biliniyor. Özellikle Güney Doğu İngiltere'deki bazı kıyı kasabalarında, aşırı sağcı grupların RNLI binalarına zarar verdiği ve gönüllüleri hedef aldığı rapor edildi.
İngiltere'de göçmen meselesi, son yıllarda siyasetin en kutuplaştırıcı konularından biri haline geldi. Muhafazakâr hükümetin "Ruanda planı" gibi sert göç politikaları, kamuoyunda tartışmalara neden olurken, aşırı sağcı gruplar da sokaklarda göçmen karşıtı eylemler düzenliyor. RNLI'nin insani yardım misyonu, bu gruplar tarafından "yasadışı göçü teşvik etmek" olarak yorumlanıyor. Oysa uluslararası deniz hukuku ve insan hakları sözleşmeleri, denizde tehlikede olan herkesin kurtarılmasını zorunlu kılıyor. RNLI, bu yükümlülüğü yerine getirirken siyasi bir tavır almadığını, sadece insan hayatını kurtardığını vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Göç, Güvenlik ve İnsani Değerler
RNLI'ye yönelik saldırılar, yalnızca İngiltere'ye özgü bir sorun değil; Avrupa genelinde göçmen karşıtlığının yükselişinin bir yansıması. Akdeniz'de göçmen kurtaran sivil toplum kuruluşları da benzer baskılarla karşı karşıya. İtalya, Malta ve Yunanistan gibi ülkelerde, arama kurtarma gemileri zaman zaman limanlara alınmıyor veya mürettebatı yargılanıyor. Avrupa Birliği, göç ve iltica politikalarında ortak bir çözüm bulmakta zorlanırken, üye ülkeler arasında dayanışma eksikliği dikkat çekiyor. RNLI gibi kurumlar, devletlerin yetersiz kaldığı noktada insani bir görev üstleniyor, ancak artan siyasi tansiyon bu görevi giderek zorlaştırıyor.
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), denizde kurtarma yükümlülüğünün evrensel bir hukuki ve ahlaki sorumluluk olduğunu hatırlatıyor. Ancak popülist siyasetin gölgesinde, bu sorumluluk giderek daha fazla sorgulanıyor. RNLI'nin aldığı güvenlik önlemleri, sadece bir kurumun kendi personelini koruma çabası değil, aynı zamanda liberal demokrasilerde insani yardımın karşılaştığı tehdidin bir göstergesi. İngiltere'de ana akım medya ve siyasetçilerin bir kısmı RNLI'ye destek verirken, aşırı sağın bu konuyu istismar etmesi toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor.
Uzmanlar, RNLI'ye yönelik saldırıların göçmen karşıtı söylemin şiddete dönüşmesinin bir örneği olduğunu belirtiyor. Bu tür saldırılar, gönüllü kuruluşların moralini bozmakla kalmıyor, aynı zamanda denizde can kurtarma kapasitesini de olumsuz etkiliyor. RNLI, 2023'te 10 binden fazla kişiyi kurtardığını açıklamıştı; bu operasyonların önemli bir kısmı göçmen botlarına yönelikti. Kurumun geri adım atmaması, insani değerler açısından kritik bir duruş sergiliyor. Ancak artan tehditler, benzer kuruluşların gelecekte bu tür operasyonlara katılmaktan çekinmesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke olarak göç yönetiminde benzersiz bir konuma sahip. RNLI'ye yönelik saldırılar, Türkiye'nin Ege ve Akdeniz'de yürüttüğü arama kurtarma faaliyetlerine yönelik algıları da etkileyebilir. Türkiye, göçmen kaçakçılığıyla mücadelede hem kendi kıyılarında hem de uluslararası sularda operasyonlar düzenliyor; ancak insani kurtarma ile güvenlik arasındaki dengeyi korumakta zorlanıyor. Avrupa'da yükselen aşırı sağ, Türkiye'nin AB ile göç mutabakatı gibi konulardaki pazarlık gücünü zayıflatabilir. Ayrıca, Türk sivil toplum kuruluşlarının Akdeniz'deki kurtarma faaliyetleri, Batı'da artan göçmen karşıtlığı nedeniyle daha fazla baskıyla karşılaşabilir. Türkiye, insani değerleri koruyarak göç yönetimini sürdürmek için uluslararası işbirliğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor.