ABD'deki iki ayrı dava, ülkenin adalet sisteminin derin çatlaklarını bir kez daha gözler önüne serdi. 2020 yılında Wisconsin'deki Black Lives Matter protestolarında iki kişiyi öldüren Kyle Rittenhouse, geçtiğimiz hafta beraat ederken; 2013 yılında New York'ta bir kişiyi öldüren Karmelo Anthony, 35 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Her iki dava da meşru müdafaa iddiasına dayanıyordu ancak sonuçlar taban tabana zıt. Bu farklılık, Amerikan yargısının korkuyu yasaya değil, kabile aidiyetine göre yorumladığını gösteriyor.
İki Dava, İki Farklı Adalet
Kyle Rittenhouse, 25 Ağustos 2020'de Kenosha, Wisconsin'de düzenlenen bir protesto sırasında AR-15 tipi tüfeğiyle iki kişiyi öldürmüş ve bir kişiyi yaralamıştı. 17 yaşındaki Rittenhouse, silahını eyalet sınırı dışına çıkardığı için yasa dışı silah taşıma suçlamasıyla da karşı karşıyaydı. Savunması, saldırıya uğradığı ve meşru müdafaa yaptığı yönündeydi. Jüri, Rittenhouse'u tüm suçlamalardan beraat ettirdi.
Diğer yandan Karmelo Anthony, 2013 yılında New York'ta bir tartışma sırasında 30 yaşındaki Larry Barnes'ı bıçaklayarak öldürmüştü. Anthony de meşru müdafaa savunması yaptı ancak mahkeme bu savunmayı kabul etmedi. 2018'de ikinci derece cinayetten suçlu bulunan Anthony, bu yıl 35 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İki dava arasındaki en bariz fark, sanıkların ırkıydı: Rittenhouse beyaz, Anthony siyahi.
Irk, Korku ve Adalet
Uzmanlara göre bu kararlar, Amerikan toplumunda kimin korkulması gereken bir tehdit olarak algılandığını yansıtıyor. Rittenhouse, silahlı ve beyaz bir genç olarak, "kendini savunan bir vatansever" olarak görülürken; Anthony, siyahi bir genç olarak "tehlikeli bir suçlu" olarak kodlandı. ABD'deki meşru müdafaa yasaları, "makul korku" kavramına dayanıyor. Ancak bu korku, toplumsal önyargılarla şekilleniyor. Beyaz bir kişinin siyahi birinden korkması "makul" sayılırken, siyahi bir kişinin korkusu genellikle geçersiz kabul ediliyor.
Bu durum, ABD'deki ceza adaleti sisteminin yapısal ırkçılığını gözler önüne seriyor. İstatistikler, siyahi Amerikalıların beyazlara kıyasla çok daha yüksek oranda cezaevine girdiğini ve daha ağır cezalar aldığını gösteriyor. Rittenhouse ve Anthony davaları, bu eşitsizliğin çarpıcı iki örneği olarak tarihe geçti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu dava, ABD'nin iç dinamiklerini yansıtsa da Türkiye için önemli çıkarımlar içeriyor. Türkiye'de de adalet sisteminin tarafsızlığı ve hukukun üstünlüğü sıkça tartışılıyor. ABD örneği, hukukun siyasallaştığı ve toplumsal önyargıların kararları etkilediği durumlarda adaletin nasıl sekteye uğrayabileceğini gösteriyor. Türk yargısı, bu tür önyargılardan arınmış, bağımsız ve tarafsız bir şekilde çalışmalıdır. Ayrıca, küresel ölçekte adalet sistemlerinin eşitlik ilkesine ne kadar sadık kaldığı, uluslararası hukuk ve insan hakları bağlamında takip edilmesi gereken bir konudur. Bu tür vakalar, Türkiye'nin de kendi hukuk reformlarını yaparken dikkate alması gereken dersler sunmaktadır.