Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) kıdemli üyesi Elina Ribakova, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın tanımını değiştirmek gerektiğini savundu. Bloomberg'e konuşan Ribakova, "Artık buna 'hibrit savaş' demeyi bırakıp 'açık savaş' demeye başlamalıyız" dedi. Bu açıklama, savaşın ekonomik ve jeopolitik etkilerinin yeniden değerlendirildiği bir dönemde geldi.
Savaşın Arka Planı ve Tanım Tartışması
Rusya'nın Ukrayna'yı işgali 2022 Şubat'ında başladığından bu yana çatışma, hibrit savaş taktikleriyle (siber saldırılar, dezenformasyon, enerji baskısı) iç içe geçmiş durumda. Ancak Ribakova, bu tanımın artık gerçekleri yansıtmadığını belirtiyor. "Hibrit savaş, düşmanın kim olduğunu gizleyen bir kavramdı. Oysa şimdi Rusya, Ukrayna'ya karşı açıkça konvansiyonel güç kullanıyor, şehirleri bombalıyor ve sivil altyapıyı hedef alıyor. Bu, açık bir savaştır" diyor.
Ribakova, Batı'nın bu gerçeği kabul etmesinin, yaptırım politikaları ve askeri yardım stratejileri açısından kritik olduğunu vurguluyor. Ona göre, hibrit savaş tanımı, Batı'nın daha temkinli hareket etmesine ve Rusya'nın eylemlerini hafife almasına yol açtı. "Eğer açık savaş olarak adlandırırsak, o zaman ekonomik yaptırımların da buna göre sertleştirilmesi gerekir" diye ekliyor.
PIIE kıdemli üyesi, savaşın küresel ekonomi üzerindeki etkilerine de değindi. Enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, tahıl koridoru anlaşmasının askıya alınması ve tedarik zinciri kesintileri, gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkiledi. Ribakova, özellikle gıda güvenliği konusunda uyarıda bulunarak, "Ukrayna ve Rusya dünya buğday ihracatının yaklaşık yüzde 30'unu karşılıyor. Savaşın uzaması, Afrika ve Orta Doğu'da açlık riskini artırıyor" dedi.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Rusya-Ukrayna savaşı, sadece iki ülke arasında bir çatışma değil; NATO, AB ve diğer küresel aktörlerin dahil olduğu bir jeopolitik krize dönüştü. ABD ve Avrupa Birliği, Ukrayna'ya askeri ve mali yardım sağlarken, Rusya'ya karşı benzeri görülmemiş yaptırımlar uyguladı. Ancak bu yaptırımların etkinliği tartışmalı. Ribakova, yaptırımların Rusya ekonomisini daralttığını ancak tamamen felç etmediğini belirtiyor. "Rusya, enerji gelirlerini Asya pazarlarına yönlendirerek kısmen telafi etti. Yaptırımların uzun vadede etkili olması için daha koordineli olması gerekiyor" diyor.
Savaşın enerji boyutu da kritik. Avrupa, Rus doğalgazına bağımlılığını azaltmaya çalışırken, alternatif kaynaklar ve yenilenebilir enerji yatırımları hız kazandı. Ancak bu geçiş süreci, enerji fiyatlarında dalgalanmalara ve enflasyonist baskılara neden oldu. Ribakova, "Avrupa'nın enerji güvenliği, Ukrayna'daki savaşın gidişatına bağlı. Savaş uzarsa, enerji krizi derinleşebilir" uyarısında bulunuyor.
Öte yandan, savaşın küresel tahıl piyasalarına etkisi de büyük. Ukrayna'nın limanlarından tahıl sevkiyatı, savaş nedeniyle aksadı. Bu durum, özellikle Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde gıda fiyatlarını artırdı. Ribakova, "Tahıl koridoru anlaşması kırılgan. Rusya'nın anlaşmayı askıya alması, küresel gıda güvenliğini tehdit ediyor" dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşında denge politikası izleyerek hem Ukrayna'ya insansız hava araçları satıyor hem de Rusya ile enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürüyor. Savaşın 'açık savaş' olarak tanımlanması, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü zorlaştırabilir. Tahıl koridoru anlaşmasında üstlendiği kritik rol, Türkiye'nin küresel gıda güvenliğindeki önemini artırdı. Ancak savaşın uzaması, Türkiye'nin enerji ithalatı ve turizm gelirleri üzerinde risk oluşturuyor. Ayrıca, Batı'nın yaptırımlarına tam katılmayan Türkiye, ekonomik ve diplomatik baskılarla karşılaşabilir. Bu nedenle, savaşın seyri Türkiye'nin dış politika ve ekonomik istikrarı için belirleyici olacak.