İngiltere'deki Reform UK partisi, göçmenleri taşıyan küçük teknelerin Manş Denizi'ni geçmesini engellemek için Kraliyet Donanması'nı görevlendirmeyi önerdi. Partinin içişleri sözcüsü Zia Yusuf, bu operasyonun İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Manş Denizi'nde yapılacak en büyük askeri operasyon olacağını söyledi. Yerel seçimlerin arifesinde açıklanan plan, partinin göç karşıtı söylemini daha da sertleştirirken, İngiltere'deki siyasi tartışmaları alevlendirdi.
Gelişmenin arka planı ve planın ayrıntıları
Reform UK'in önerisine göre, Kraliyet Donanması'na ait savaş gemileri ve deniz piyadeleri, Manş Denizi'nde devriye gezerek göçmen teknelerini durduracak, gerektiğinde itecek veya Fransa kıyılarına geri götürecek. Parti lideri Nigel Farage'ın yakın çalışma arkadaşı olan Zia Yusuf, planın 'sıfır tolerans' politikası çerçevesinde uygulanacağını ve 'küçük teknelerin hiçbirinin İngiliz karasularına giremeyeceğini' belirtti. Yusuf ayrıca, bu operasyonun maliyetinin yıllık 2 milyar sterlini bulabileceğini ve bunun göçmenleri barındırma ve işleme maliyetlerinden çok daha düşük olacağını iddia etti. Plan, insan hakları örgütleri ve muhalefet partileri tarafından sert şekilde eleştirilirken, göçmenlerin hayatını tehlikeye atacağı ve uluslararası hukuka aykırı olduğu belirtiliyor. Hükümet ise mevcut politikanın işlediğini savunuyor.
Reform UK'in bu çıkışı, ülkedeki göçmen karşıtı atmosferin giderek güçlendiği bir döneme denk geliyor. Son anketler, partinin İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti ile başa baş bir yarış içinde olduğunu gösteriyor. Özellikle son aylarda Manş Denizi'ni geçmeye çalışan göçmen sayısındaki artış, konuyu siyasi gündemin ilk sıralarına taşıdı. Reform UK'in önerisi, seçmenlerin göç endişelerine cevap verme çabası olarak yorumlanıyor. Ancak bu tür sert önlemlerin uluslararası deniz hukukuna aykırı olabileceği ve insani krizlere yol açabileceği konusunda uzmanlar uyarıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, sadece İngiltere'yi değil, tüm Avrupa'yı ilgilendiren göç politikaları açısından kritik bir önem taşıyor. Avrupa Birliği ülkeleri, son yıllarda düzensiz göçle mücadelede ortak çözümler ararken, İngiltere'nin bu tür tek taraflı askeri önlemleri, AB ile ilişkilerde gerilime yol açabilir. Fransa, yakalanan göçmenlerin İngiltere'ye iade edilmesi konusunda uzun süredir işbirliği yapıyor; ancak İngiliz donanmasının Fransız karasularına müdahale etmesi, iki ülke arasında diplomatik bir krize neden olabilir. Diğer Avrupa ülkeleri de benzer göç baskılarıyla karşı karşıya. Özellikle İtalya ve Yunanistan, Avrupa sınırlarında göçmenleri durdurmak için farklı yöntemler deniyor. Ancak Reform UK'in önerisi, Avrupa'da göçmen karşıtı hareketlerin yükselişi bağlamında değerlendirildiğinde, daha geniş bir siyasi yelpazenin parçası olarak görülüyor. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), denizde geri itme uygulamalarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve sığınmacıların korunması ilkesini ihlal ettiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, düzensiz göçle mücadelede önemli bir aktör olarak, İngiltere'nin bu tür sert önlemlerinin uzun vadede Avrupa'nın genel göç politikalarını etkileyebileceğini gözlemlemektedir. Türkiye'nin 2016 AB-Türkiye anlaşması çerçevesinde göçmen akınlarını kontrol etme çabaları, Avrupa'nın bu tür askeri çözümlere yönelmesinin sürdürülebilir bir yaklaşım olmadığını göstermektedir. Türk hükümeti, göçün kök nedenleriyle mücadele edilmesi gerektiğini savunurken, bu tür politikaların göçmenlerin insan hakları açısından riskler oluşturabileceğini dile getirmektedir. Ayrıca, İngiltere'nin bu önerisi, Türkiye'nin Avrupa sınırlarındaki güvenlik önlemleriyle ilgili kendi hassasiyetleriyle de örtüşmemektedir. Türkiye, uluslararası hukuka uygun ve insani değerlere saygılı göç politikalarını desteklediğini belirtmektedir.