Fas ile İspanya arasındaki Ceuta sınırında yaşanan son göç dalgası, Avrupa genelinde yükselen popülist söylemleri körüklerken, göç uzmanı Camille Le Coz bu durumu 'saf siyasi tiyatro' olarak nitelendiriyor. Migration Policy Institute Europe Direktörü Le Coz, yaşananların Avrupa'nın 'saldırı altında' olduğu algısını yaratmak için kasıtlı olarak kullanıldığını belirtiyor. Fas'ın, İspanya ile yaşadığı diplomatik krizin ardından sınır kontrolünü gevşetmesiyle binlerce göçmenin Ceuta'ya geçtiği olay, Avrupa Birliği'nin göç politikalarını yeniden tartışmaya açtı.
Gelişmenin arka planı: Diplomatik krizin yansımaları
İspanya'nın Ceuta ve Melilla şehirleri, Afrika kıtasında yer alan ve Avrupa Birliği'ne ait olan iki özerk bölge olarak dikkat çekiyor. Fas'ın, Batı Sahra konusundaki tutumu nedeniyle İspanya ile yaşadığı gerilim, Mayıs 2021'de sınır kontrolünün gevşetilmesine yol açtı. Bu durum, yaklaşık 8 bin kişinin yüzerek veya sınır kapısından geçerek Ceuta'ya ulaşmasıyla sonuçlandı. Olaylar sırasında bazı göçmenlerin denizde boğulduğu veya kaybolduğu bildirildi. Le Coz, bu olayın göç akışının gerçek boyutunu yansıtmadığını, aksine Fas'ın siyasi bir araç olarak göçmenleri kullandığını ifade ediyor. Uzman, 'Bu, göçmenlerin insani ihtiyaçlarından ziyade siyasi hesaplarla şekillenen bir krizdir' diyor.
Ceuta'daki olaylar, İspanya hükümeti ile Fas arasındaki ilişkilerin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska, sınır güvenliğini sağlamak için askeri birliklerin bölgeye sevk edildiğini açıkladı. Ancak Le Coz, bu tür önlemlerin göçün temel nedenlerini çözmediğini, yalnızca semptomları baskıladığını vurguluyor. Uzman, 'Göç, Avrupa'nın dış sınırlarında sürekli bir kriz olarak algılanıyor, ancak asıl mesele sınır yönetimi değil, göçün siyasi amaçlarla araçsallaştırılması' şeklinde konuşuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Avrupa'nın sınavı
Ceuta krizi, Avrupa Birliği'nin göç politikalarındaki bölünmüşlüğü de gözler önüne seriyor. Doğu Avrupa ülkeleri, göçmenlere karşı sert önlemler alırken, Akdeniz ülkeleri daha insani yaklaşımlar benimsiyor. Le Coz, Avrupa'nın ortak bir göç politikası geliştirememesinin, bu tür krizlerin daha da derinleşmesine neden olduğunu belirtiyor. 'Avrupa, göçü sürekli olarak bir tehdit olarak algılıyor; bu da popülist partilerin işine yarıyor. Ancak bu yaklaşım, göç gerçeğini göz ardı ediyor ve çözümü zorlaştırıyor' diyor.
Uzman ayrıca, Fas'ın göçü bir baskı aracı olarak kullanmasının, Kuzey Afrika ülkeleriyle Avrupa arasındaki dengeleri de etkilediğini ifade ediyor. Fas, İspanya ve AB ile ilişkilerinde göçmen akışını bir pazarlık kozu olarak kullanıyor. Bu durum, Türkiye'nin 2015 yılında AB ile yaptığı göç anlaşmasını hatırlatıyor. Le Coz, 'Sayın Erdoğan'ın 2016'da mülteci krizini kullanması gibi, Fas da benzer bir strateji izliyor. Avrupa, bu tür baskılara karşı daha dirençli bir mekanizma geliştirmeli' değerlendirmesinde bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ceuta krizi, Türkiye'nin 2015-2016 yıllarında yaşadığı mülteci akını ve AB ile yaptığı göç anlaşmasını akıllara getiriyor. Türkiye, geçmişte göçmen akışını Batı'ya karşı bir koz olarak kullanmakla eleştirilmişti. Bu kriz, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde göçün ne kadar stratejik bir öneme sahip olduğunu yeniden gösteriyor. Ayrıca, Avrupa'nın göç konusundaki bölünmüşlüğü, Türkiye'nin elini güçlendirebilir. Ancak Türkiye'nin, göçmenlerin kötüleşen koşulları nedeniyle Batı'ya yönelik yeni bir göç dalgası olasılığı da bulunuyor. Bu durum, Türkiye'nin AB ile iş birliğini sürdürmesini zorunlu kılıyor.