Rusya’da devlete ait anket şirketlerinin verileri, Vladimir Putin’in halk nezdindeki desteğinin belirgin şekilde azaldığını ortaya koyuyor. Uzun yıllardır rejimin meşruiyet kaynağı olan “sosyal sözleşme” – ekonomik istikrar karşılığında siyasi pasiflik – artık çatırdıyor. Kremlin’in önümüzdeki dönemde hem içeride hem de Ukrayna savaşı bağlamında ciddi meydan okumalarla karşı karşıya olduğu görülüyor.
Anketlerde Görünmeyen Düşüş
Rusya’nın en büyük devlet anket kuruluşu VTsIOM ve FOM’un (Kamuoyu Vakfı) son verileri, Putin’in onay oranının yüzde 70’li seviyelerden yüzde 60’lı seviyelere gerilediğini gösteriyor. Ancak uzmanlar, gerçek düşüşün çok daha sert olduğunu, zira bu kurumların hükümet kontrolünde olduğunu ve sonuçların manipüle edildiğini belirtiyor. Bağımsız anket şirketlerinin çalışmaları ise Putin’in desteğinin yüzde 50’nin altına düştüğünü işaret ediyor. Savaşın ikinci yılına girerken, Rus toplumunda savaş yorgunluğu giderek yaygınlaşıyor. Mobilizasyon korkusu, artan enflasyon ve rubledeki değer kaybı, halkın ekonomik beklentilerini zedeliyor.
Kremlin için asıl endişe verici olan, bu düşüşün savaş karşıtı duyguların ötesine geçmesi. Geleneksel olarak Putin’e en sadık kesimler – taşra şehirlerindeki orta yaşlı erkekler ve devlet sektörü çalışanları – arasında bile memnuniyetsizlik artıyor. Savaşın getirdiği ekonomik yük, yaptırımların daralttığı ticaret ve askeri harcamaların bütçede açtığı gedik, rejimin temel vaadi olan “istikrar”ı sorgulanır hale getiriyor.
Sosyal Sözleşmenin Çöküşü
Putin’in iktidarının dayandığı sosyal sözleşme, halkın siyasi katılımdan vazgeçmesi karşılığında yaşam standartlarının korunması ve artan refahtı. 2022’de başlatılan Ukrayna işgali ve ardından gelen yaptırımlar denklemi bozdu. Batı’dan gelen teknoloji ve tüketim malları kesildi, ruble döviz karşısında değer kaybetti ve yıllık enflasyon yüzde 10’u aştı. Gıda fiyatlarındaki artış, özellikle düşük gelirli aileleri vurdu. Bu durum, hükümetin sosyal harcamaları kısmasına ve emeklilik maaşlarının erimesine yol açtı. Artık Rus halkı, devletin temel ihtiyaçları karşılayamadığını görüyor ve sessiz protesto olarak alım gücünün düşmesine, yani ekonomik pasifliğe yöneliyor.
Kremlin yönetimi, anket sonuçlarını düzeltmek ve olumsuz haberleri bastırmak için medyayı sıkı kontrol altında tutuyor. Ancak savaşın uzaması ve cephedeki kayıpların artması, bağımsız sosyal medyada ve kapalı gruplarda rejime yönelik eleştirileri körüklüyor. Özellikle 2023 sonbaharında ilan edilen kısmi seferberlik ve ardından gelen savaş karşıtı gösteriler, toplumdaki kırılmayı net şekilde ortaya koydu. Şimdi benzer bir kırılma, ekonomik temellerde yaşanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rusya’daki siyasi istikrarsızlık ve Putin’in zayıflaması, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Kısa vadede, zayıf bir Kremlin, Suriye, Libya ve Karadeniz güvenliği gibi dosyalarda Ankara’nın elini güçlendirebilir; Rusya’nın Ukrayna’daki tek taraflı hamleleri sınırlanabilir. Ancak uzun vadede, Rusya’da olası iktidar boşluğu veya daha sert bir milliyetçi yönetimin iktidara gelmesi, Türkiye’nin enerji ve turizm bağımlılığı nedeniyle istikrarsızlık yaratabilir. Ayrıca, Rusya’dan kaçan nitelikli iş gücü ve sermayenin Türkiye’ye yönelmesi kısa vadede avantaj sağlasa da, ileride ekonomik bağların yeniden şekillenmesi gerekebilir. Ankara, dengeli bir politika izleyerek hem Batı ile ilişkilerini korumalı hem de Rusya’da yaşanacak olası değişime hazırlıklı olmalıdır.