Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in savaş ekonomisi, Ukrayna işgalinin üzerinden geçen iki yıldan fazla sürede artan baskılarla karşı karşıya. Batı yaptırımları, askeri harcamaların şişirdiği bütçe ve işgücü kıtlığı ekonomiyi zorluyor. Ancak Rusya'yı ayakta tutan temel unsur, enerji ihracatından elde edilen gelirler ve Çin, Hindistan gibi ülkelerle sürdürülen ticaret olmaya devam ediyor.
Savaş Ekonomisinin Arka Planı
Rusya ekonomisi, 2022'de başlayan Ukrayna işgali sonrası Batı'nın uyguladığı benzeri görülmemiş yaptırımlara rağmen beklenenden daha dirençli çıktı. Ancak bu direnç, gerçek bir ekonomik sağlamlıktan ziyade savaş üretimine dayalı yapay bir canlılıktan kaynaklanıyor. Savunma sanayii üretimi, ülkenin gayri safi yurt içi hasılasının önemli bir kısmını oluştururken, sivil sektörler ihmal ediliyor. Askeri harcamalar 2024 bütçesinde toplam federal harcamaların yaklaşık %30'unu aşarak Soğuk Savaş döneminden bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.
İşgücü piyasasında ciddi sıkıntılar baş gösterdi. Yüz binlerce genç erkek ya askere alındı ya da ülkeden kaçtı. Bu durum, başta imalat ve inşaat olmak üzere birçok sektörde vasıflı işgücü açığı yarattı. Merkez Bankası, enflasyonu kontrol altına almak için politika faizini %16'ya kadar çıkarmak zorunda kaldı; bu da yatırımları ve tüketimi baskılıyor. Ruble, dolar karşısında değer kaybederek ithal malları pahalılaştırdı ve halkın alım gücünü düşürdü.
Ekonomiyi Ayakta Tutan Faktörler
Rusya'nın savaş ekonomisini ayakta tutan en önemli faktör, enerji ihracatından elde edilen gelirler. Batı'nın petrol fiyat tavanı uygulamasına rağmen Rusya, ham petrolünü Çin ve Hindistan'a indirimli fiyatlarla satarak önemli bir gelir elde etmeyi sürdürüyor. 2023 yılında enerji ihracatından elde edilen gelir 300 milyar doları aştı. Ayrıca doğalgaz ihracatı, Türkiye ve bazı Avrupa ülkeleri üzerinden devam ediyor.
Çin ve Hindistan'ın yanı sıra Türkiye, Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkelerle ticaret hacmi genişledi. Bu ülkeler, Batı yaptırımlarına katılmayarak Rusya'ya ekonomik bir nefes borusu sağlıyor. Rusya, ithal ettiği teknoloji ve makineleri bu ülkeler üzerinden temin ederek yaptırımları deliyor. Özellikle çift kullanımlı ürünlerin transit ticaretinde büyük artış yaşandı.
Kremlin'in uyguladığı sermaye kontrolleri ve zorunlu ruble ile ödeme sistemi, finansal istikrarı bir ölçüde korudu. Ayrıca devlet, savunma siparişleriyle bölgelerdeki fabrikaları ayakta tutarak işsizliği düşük tutmayı başardı. Ancak bu model, verimlilikten çok kaynak tahsisine dayalı olduğu için uzun vadede sürdürülemez olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Rusya'nın savaş ekonomisi, küresel enerji piyasaları ve jeopolitik denge üzerinde derin etkiler yaratıyor. Batı'nın yaptırımları, Rusya'yı Çin'e daha da bağımlı hale getirirken, Moskova'nın Asya'ya yönelimi bölgesel güç dengelerini değiştiriyor. Avrupa Birliği, Rus enerjisine bağımlılığını azaltmak için yenilenebilir kaynaklara yönelse de, bazı ülkeler hâlâ Rus gazına ihtiyaç duyuyor. Bu durum, AB içinde yaptırım birliğini zayıflatıyor.
Öte yandan Rusya'nın ekonomik dayanıklılığı, Batı'nın yaptırım stratejisinin etkinliğini sorgulatıyor. Uzmanlar, yaptırımların Rusya'yı tamamen izole edemediğini, ancak teknoloji transferini yavaşlatarak uzun vadede askeri kapasitesini sınırlayabileceğini belirtiyor. Çin'in Rusya'ya verdiği destek, Tayvan ve diğer bölgesel krizlerde Pekin'in elini güçlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rusya'nın savaş ekonomisindeki dalgalanmalar Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Türkiye, Rusya'dan doğalgaz ve petrol alarak enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşılıyor; ayrıca Rus turistler ve ticaret, Türk ekonomisine katkı sağlıyor. Ancak Batı yaptırımlarına uymadığı için Türk şirketleri ikincil yaptırım riskiyle karşılaşabiliyor. Türkiye, denge politikası izleyerek hem Ukrayna'ya destek veriyor hem de Rusya ile ekonomik ilişkilerini sürdürüyor. Savaş ekonomisinin zayıflaması, Rusya'nın Türkiye'ye enerji fiyatlarında indirim yapma veya ödeme kolaylığı sağlama ihtimalini artırabilir. Ayrıca Karadeniz'deki güvenlik dengeleri ve tahıl koridoru gibi konularda Türkiye'nin arabuluculuk rolü daha da önem kazanabilir.