Endonezya'da Devlet Başkanı Prabowo Subianto liderliğindeki hükümetin, akademik kurumlar, düşünce kuruluşları ve teknik organları politika yapım sürecinin dışında tutması, ülke yönetiminde ciddi bir bozulmaya yol açıyor. Uzman görüşlerine ve bilimsel verilere sırtını dönen bu yaklaşım, özellikle ekonomi, sağlık ve çevre politikalarında etkisini gösteriyor. Hükümetin karar alma mekanizmalarında şeffaflığın azalması ve danışma süreçlerinin daralması, uzun vadede Endonezya'nın kalkınma hedeflerini tehlikeye atıyor.
Uzmanlara Karşı Artan Düşmanlık
Prabowo yönetimi, göreve geldiği günden bu yana bağımsız uzmanlara ve akademisyenlere karşı mesafeli bir tutum sergiliyor. Hükümetin hazırladığı ekonomik paketlerde üniversitelerden veya bağımsız araştırma merkezlerinden yeterli girdi alınmaması, politikaların bilimsel temelden yoksun kalmasına neden oluyor. Örneğin, 2024 yılında açıklanan ulusal bütçe planı, mali disiplin konusunda uyarılarda bulunan ekonomistlerin önerileri dikkate alınmadan hazırlandı. Aynı şekilde, çevre politikalarında da iklim bilimcilerin görüşleri ihmal edilerek ormansızlaşmaya yol açan projelere yeşil ışık yakıldı.
Hükümetin bu tutumu, sadece yurtiçinde değil, uluslararası alanda da eleştiri topluyor. Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşlar, Endonezya'nın politika yapım sürecinde şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinden uzaklaştığına dikkat çekiyor. Özellikle COVID-19 sonrası toparlanma sürecinde, hükümetin sağlık politikalarını belirlerken epidemiyologların önerilerini geri plana atması, salgın yönetiminde aksaklıklara yol açtı. Bu durum, Endonezya'nın kırılgan sağlık altyapısını daha da zor durumda bırakıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Endonezya'nın bu yönetim krizi, yalnızca iç dinamikleri etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda Güneydoğu Asya'daki istikrar ve işbirliği çabalarına da gölge düşürüyor. ASEAN üyesi olarak Endonezya, bölgesel entegrasyon ve ticaret anlaşmalarında kilit bir rol oynuyor. Ancak hükümetin uzmanlık karşıtı yaklaşımı, ülkenin uluslararası taahhütlerini yerine getirme kapasitesini sorgulatıyor. Örneğin, Paris İklim Anlaşması kapsamında verdiği karbon emisyonu azaltma sözlerini tutmakta zorlanan Endonezya, çevre konusunda yeterli bilimsel danışmanlık alamadığı için hedeflerini gerçekleştiremiyor.
Küresel ölçekte ise, Endonezya'nın bu dönemi, popülist yönetimlerin bilimsel gerçekleri göz ardı etmesinin yaratabileceği risklere dair bir uyarı niteliği taşıyor. Dünya genelinde artan otoriter eğilimler ve uzmanlığa duyulan güvensizlik, birçok ülkede benzer sorunlara yol açıyor. Endonezya örneği, bu eğilimin gelişmekte olan ülkelerde kalkınma hedeflerini nasıl sekteye uğratabileceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Endonezya ile benzer bir kalkınma sürecinde olmasa da, uzmanlık ve danışma süreçlerine verilen önem açısından dersler çıkarabilir. Türk dış politikası, özellikle Asya-Pasifik bölgesinde etkinliğini artırmaya çalışırken, Endonezya'daki yönetim zaafiyeti, Ankara'nın bu ülkeyle ilişkilerinde fırsatlar ve riskler barındırıyor. Ekonomik ve ticari işbirliği potansiyeli yüksek olan Endonezya'daki istikrarsızlık, Türk yatırımcılar açısından dikkatle izlenmelidir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi politika yapım sürecinde akademik ve teknik kurumlara daha fazla yer vermesi, benzer yönetim sorunlarının önüne geçebilir. Bu bağlamda, Endonezya deneyimi, gelişen ülkelerde bilimsel danışmanlığın önemini bir kez daha ortaya koyuyor.