Portekiz, 1974 Karanfil Devrimi ile askeri diktatörlükten kurtuluşunun sadece 52 yıl ardından, bugün Avrupa Birliği ve euro bölgesinin saygın bir üyesi ve dünyanın en güvenli yedinci ülkesi konumunda. Ancak bu başarı hikâyesi, Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminde sistematik olarak yürüttüğü ″kurallara dayalı küresel düzen yıkımı″ tehdidi altında. Trump'ın politikaları sadece Portekiz'in değil, ABD ve diğer tüm ülkelerin çıkarlarına zarar veriyor. Yine de Portekiz'in demokratik ve ekonomik dönüşümü, bu sarsıntılara rağmen kalıcı görünüyor.
Gelişmenin Arka Planı: Portekiz'in Dönüşümü
Portekiz, 25 Nisan 1974'te genç subayların önderliğindeki Karanfil Devrimi ile 48 yıllık Antonio Salazar ve Marcelo Caetano diktatörlüğüne son verdi. Bu kansız devrim, ülkeyi Afrika'daki sömürge savaşlarından çekilmeye ve demokratik bir cumhuriyet kurmaya yöneltti. 1986'da Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (şimdiki AB) katılan Portekiz, 1999'da euroyu kabul etti ve 2014'te uluslararası kurtarma paketinden başarıyla çıktı. Ülke, 2024 Küresel Barış Endeksi'nde dünyanın en güvenli yedinci ülkesi olarak sıralandı. Bu dönüşüm, kurallara dayalı düzenin ve Avrupa entegrasyonunun somut bir başarısı olarak görülüyor.
Ancak Trump'ın 2025'te başlayan ikinci döneminde, ABD'nin NATO'ya, Dünya Ticaret Örgütü'ne ve Paris İklim Anlaşması'na yönelik saldırıları bu düzeni zayıflatıyor. Trump'ın ″Önce Amerika″ politikası, müttefikleri yalnız bırakıyor ve küresel ticaret savaşlarını körüklüyor. Bu durum, ihracata dayalı Portekiz ekonomisi için doğrudan bir tehdit oluşturmasa da, küresel belirsizliği artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Avrupa'nın Sınavı
Trump'ın düzen yıkımı, Avrupa Birliği'ni jeopolitik bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Portekiz gibi AB üyesi ülkeler, hem Amerikan güvenlik şemsiyesine hem de AB'nin ekonomik dayanışmasına bağımlı. Trump'ın NATO'dan çekilme veya üyelere yönelik yaptırım tehditleri, Avrupa'nın kendi savunma kapasitesini artırmasını zorunlu kılıyor. Portekiz, 2026 bütçesinde savunma harcamalarını GSYH'nin %2'sine çıkarmayı planlıyor, ancak bu yeterli değil.
Küresel ticarette ise Trump'ın Çin'e yönelik tarifeleri ve teknoloji yaptırımları, Portekiz'in tekstil, ayakkabı ve şarap gibi geleneksel ihracatını doğrudan etkilemiyor; ancak arz zinciri krizleri ve düşen küresel talep, ekonomik büyümeyi yavaşlatıyor. Portekiz Merkez Bankası, 2026 büyüme tahminini %1,8'den %1,2'ye düşürdü. Ayrıca Trump'ın iklim değişikliği inkarı, Portekiz'in yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik eden AB Yeşil Mutabakatı'nı zayıflatıyor. Portekiz, 2025'te elektriğinin %70'ini yenilenebilir kaynaklardan üretti, ancak bu dönüşüm AB fonlarına bağımlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel kurallara dayalı düzenin zayıflaması, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini ve NATO içindeki konumunu doğrudan etkiliyor. Portekiz deneyimi, AB üyeliğinin demokratik dönüşüm ve ekonomik kalkınma için katalizör olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin AB üyelik sürecinin önemi, bu örnekle birlikte daha net ortaya çıkıyor. Ayrıca Trump yönetiminin bölgesel krizlerde (Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Libya) öngörülemezliği, Türkiye'nin diplomatik inisiyatifini artırmasını gerektiriyor. Portekiz'in yumuşak gücü ve çok taraflı diplomasisi, Türkiye'nin Afrika ve Latin Amerika'ya yönelik dış politikası için model oluşturabilir.