Fransa'da aşırı sağcı lider Marine Le Pen, yolsuzluk suçlamasıyla mahkum edilmesine rağmen 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılma kararı aldı. Le Pen'in bu hamlesi, Avrupa'da popülizmin yükselişini ve geleneksel siyasetin zayıflığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Le Pen'in mahkumiyeti, onu siyaseten bitirmek yerine, aksine tabanını daha da kenetlemiş görünüyor. Anketler, Le Pen'in ikinci turda rakibi olabilecek hiçbir aday karşısında açık ara önde olduğunu gösteriyor. Bu durum, Fransa'nın siyasi geleceği kadar Avrupa Birliği'nin de kaderini etkileyecek bir dönüm noktası olabilir.
Mahkumiyet Kararı ve Siyasi Etkileri
Geçtiğimiz hafta açıklanan mahkeme kararı, Le Pen'i Avrupa Parlamentosu'nda hayali işler karşılığında kamu fonlarını kötüye kullanmaktan suçlu buldu. Mahkeme, Le Pen'e 5 yıl siyaset yasağı, 300 bin euro para cezası ve 4 yıl hapis cezası verdi. Ancak Le Pen'in avukatları, kararı temyiz edeceklerini ve bu süreçte Le Pen'in adaylığının engellenemeyeceğini savunuyor. Fransız yasalarına göre, temyiz süreci devam ederken siyaset yasağı uygulanmıyor. Bu da Le Pen'in seçimlere katılmasının önünü açıyor. Le Pen, kararı 'siyasi bir linç' olarak nitelendirirken, partisi Ulusal Birlik (RN) bu kararın kendilerini daha da güçlendireceğini söylüyor. Nitekim karar sonrası yapılan anketlerde Le Pen'in oy oranı yüzde 35'e yükseldi.
Le Pen'in en yakın rakibi olarak görülen merkez sağ adaylar ve sol ittifakın adayı, anketlerde yüzde 20'nin altında kalıyor. Siyaset bilimciler, bu durumun Fransız seçmenin ana akım partilere olan güvensizliğini yansıttığını belirtiyor. Marine Le Pen, 2017 ve 2022 seçimlerinde ikinci turda Emmanuel Macron'a yenilmişti. Ancak Macron'un ikinci dönemi sona eriyor ve yerine geçecek aday henüz netleşmiş değil. Macron'un partisi Rönesans, cumhurbaşkanlığı için güçlü bir aday çıkaramamış durumda. Bu boşluk, Le Pen'in elini güçlendiriyor.
Popülizmin Avrupa'da Yükselişi ve Nigel Farage Faktörü
Marine Le Pen, İngiliz popülist lider Nigel Farage ile yakın ilişkilerini sürdürüyor. İkili, geçen hafta Londra'da bir araya gelerek ortak bir basın toplantısı düzenledi. Farage, Brexit'in ardından Avrupa'da egemenlikçi hareketlerin güçlenmesi gerektiğini savunurken, Le Pen de 'ulusal egemenlik' vurgusu yaptı. Bu buluşma, Avrupa'da aşırı sağ partiler arasındaki koordinasyonun arttığını gösteriyor. Almanya'da AfD, İtalya'da Giorgia Meloni liderliğindeki hükümet, Hollanda'da Geert Wilders'in partisi benzer bir çizgide siyaset yapıyor. Le Pen'in zaferi, bu partilere de ivme kazandırabilir.
Le Pen ve Farage, göçmen karşıtı söylemleri, AB karşıtlığı ve milliyetçi politikalarıyla tanınıyor. Le Pen, seçim kampanyasında 'Fransa'yı yeniden büyütme' vaadiyle öne çıkarken, ekonomide korumacılık ve sosyal yardımlarda milliyetçi kriterler vaat ediyor. Farage ise Britanya'da Brexit sonrası 'küresel Britanya' vizyonunu savunurken, Le Pen ile ortak bir Avrupa vizyonu oluşturmaya çalışıyor. Ancak analistler, Le Pen'in tamamen AB'den çıkma hedefini bir kenara bırakıp daha ılımlı bir AB karşıtlığı izlediğini belirtiyor. Bu strateji, Le Pen'in daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'da Le Pen'in iktidara yürümesi, Türkiye için önemli sonuçlar doğurabilir. Le Pen daha önce Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkmış ve Suriyeli sığınmacılar konusunda sert bir tutum sergilemişti. Satranç tahtasında Ankara ve Paris arasında Doğu Akdeniz, Libya ve Suriye gibi başlıklarda rekabet devam ederken Le Pen'in cumhurbaşkanı olması Türkiye-Fransa ilişkilerini daha da gerginleştirebilir. Ayrıca Le Pen'in anti-AB söylemi, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde yeni bir dönemi tetikleyebilir. Ancak Le Pen'in pragmatik yapısı, iktidara geldiğinde radikal çıkışlarının bir kısmını törpüleyebilir. Yine de Türkiye'nin, Fransa'da olası bir Le Pen zaferine karşı diplomatik olarak hazırlıklı olması gerekiyor.