Birleşmiş Milletler bünyesinde yürütülen plastik kirliliğiyle mücadele müzakerelerinde, yeni taslak metin, plastik üretiminin azaltılmasına yönelik umutları zayıflattı. Görüşmelerin zorlu geçtiği ve fosil yakıt üreten ülkelerin, küresel bir anlaşmanın yalnızca plastik atık yönetimine odaklanması için baskı yaptığı bildiriliyor. Çevre örgütleri, taslak metni “geriye gidiş” olarak nitelendirirken, anlaşmanın asıl amacının plastik üretimini sınırlamak olduğunu vurguluyor.
Müzakere Süreci ve Tarafların Tutumu
Geçtiğimiz hafta Kanada'nın Ottawa kentinde düzenlenen dördüncü müzakere turunda, ülkeler plastik kirliliğine karşı ilk yasal bağlayıcı anlaşmayı oluşturmak için bir araya geldi. Ancak görüşmeler, plastik üretiminin azaltılması konusundaki derin görüş ayrılıkları nedeniyle tıkanma noktasına geldi. Suudi Arabistan, Rusya ve İran gibi büyük petrokimya üreticileri, anlaşmanın kapsamının yalnızca atık yönetimiyle sınırlı kalmasını talep ederken; Ruanda, Norveç ve AB üyesi ülkelerin oluşturduğu Yüksek Hırslı Koalisyon ise üretim kısıtlamalarının anlaşmanın merkezinde yer alması gerektiğini savunuyor.
Müzakereciler, taslak metnin son halinin, üretim azaltımına ilişkin ifadeleri zayıflattığını ve daha çok atık toplama, geri dönüşüm altyapısı ve kimyasal geri dönüşüm gibi konulara ağırlık verdiğini belirtiyor. Çevre örgütleri, bu durumun plastik kirliliğinin kök nedenini çözmediğini, aksine sorunu daha da derinleştirdiğini ifade ediyor. Greenpeace Uluslararası Plastik Kampanyası Sorumlusu Graham Forbes, “Bu taslak metin, fosil yakıt ve kimya endüstrilerinin etkisi altında kaleme alınmış; gerçek bir çözümden uzak” dedi.
Müzakerelerin son turunun ardından yayınlanan metin, anlaşmanın Kasım ayında Güney Kore'de yapılacak beşinci oturumda sonuçlandırılması hedefini taşıyor. Ancak mevcut tablo, anlaşmanın yalnızca atık yönetimine odaklanan zayıf bir mutabakatla sonuçlanabileceğini gösteriyor. Uzmanlar, bu durumun “plastik kirliliği sorununu büyüten, ancak üretimi durdurmayan bir yaklaşım” olduğunu dile getiriyor.
Küresel Boyut ve Ekonomik Çıkar Çatışması
Plastik üretimi, küresel petrol ve gaz talebinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, petrokimya sektörü, 2050 yılına kadar petrol talebindeki artışın neredeyse yarısını karşılayacak. Bu nedenle, fosil yakıt zengini ülkeler, plastik üretimini sınırlayacak bir anlaşmanın ekonomik çıkarlarına zarar vereceğini düşünüyor. Öte yandan, bilim insanları ve çevre aktivistleri, plastik kirliliğinin deniz ekosistemleri ve insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, sorunun yalnızca atık yönetimiyle çözülemeyeceğini savunuyor. Araştırmalar, okyanuslara her yıl 11 milyon ton plastik atığın karıştığını ve bu rakamın 2040'a kadar üç katına çıkabileceğini öngörüyor.
Müzakere sürecindeki bu tıkanıklık, küresel iklim hedefleri açısından da endişe verici. Plastik üretimi, sera gazı emisyonlarının önemli bir kaynağı olarak görülüyor. Özellikle tek kullanımlık plastiklerin üretimi ve imhası, fosil yakıtların çıkarılması ve işlenmesi süreçlerinde ciddi karbon ayak izi bırakıyor. Bu nedenle, çevre örgütleri ve bazı hükümetler, anlaşmanın yalnızca atık yönetimine odaklanmasının, iklim değişikliğiyle mücadelede de geri adım anlamına geldiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, plastik atık ithalatında önemli bir ülke konumunda. Avrupa ülkelerinden gelen plastik atıkların bir kısmı Türkiye'ye yönlendiriliyor ve bu durum çevresel baskıları artırıyor. Yeni plastik anlaşmasının kapsamı, Türkiye'nin atık yönetimi politikalarını ve geri dönüşüm sektörünü doğrudan etkileyebilir. Üretim kısıtlamalarının zayıflaması, Türkiye'nin petrokimya sektöründe yeni yatırımlar planladığı bir dönemde, ülkenin dış ticaret dengesi ve sanayi politikaları açısından belirsizlik yaratabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde çevre mevzuatına uyum süreci, anlaşmanın nihai şekline bağlı olarak şekillenecek. Bu nedenle Türkiye'nin, müzakerelerin son turunda aktif bir rol alması ve üretim kısıtlamalarını içeren güçlü bir anlaşmayı desteklemesi, hem çevresel sürdürülebilirlik hem de ekonomik çıkarlar açısından önem taşıyor.