PGIM baş ekonomisti Robert Sockin, ABD'de açıklanan enflasyon verisinin Federal Reserve'ün (Fed) ekim ayındaki toplantısında faiz artırımına gitme olasılığını artırdığını değerlendirdi. Sockin'e göre, ABD ekonomisinin en az iki faiz artırımına daha ihtiyacı var ve Fed bu ayki toplantıda harekete geçmese bile “genel yön yukarı” olmaya devam ediyor. Bloomberg'e konuşan Sockin, enflasyon baskılarının sürdüğünü ve para politikasının daha da sıkılaştırılması gerektiğini vurguladı.
Enflasyon Verisi ve Fed'in Faiz Politikası
ABD'de son dönemde açıklanan tüketici fiyat endeksi (TÜFE) verileri, enflasyonun hâlâ Fed'in yüzde 2'lik hedefinin üzerinde seyrettiğini gösteriyor. Sockin, bu verinin Fed yetkililerinin ekim ayı toplantısında faiz oranlarını artırma konusunda daha cesur adım atmasına olanak tanıyacağını belirtti. “Enflasyonun ana eğiliminde bir yavaşlama görmüyoruz. Bu da Fed'in daha uzun süre yüksek faiz politikası izlemesi gerektiği anlamına geliyor” diyen Sockin, piyasanın beklediğinden daha fazla sıkılaştırma olabileceğine işaret etti.
Fed, son toplantısında faiz oranlarını değiştirmemiş ancak enflasyonla mücadelede kararlı olduğunu yinelemişti. Sockin, Fed'in bu ayki toplantıda faizleri sabit tutsa bile, gelecek aylarda artırıma gitmesinin kaçınılmaz olduğunu savunuyor. “Para politikası gecikmeli etki gösterir; bu nedenle Fed'in şimdi daha agresif davranması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
PGIM ekonomistinin değerlendirmesi, Fed'in faiz kararlarında enflasyon verilerinin belirleyici olacağını bir kez daha ortaya koyuyor. Özellikle hizmet sektörü enflasyonundaki katılık ve ücret artışları, Fed'in elini zorlaştırıyor. Sockin, “İşgücü piyasası hâlâ sıkı. Bu da enflasyonun düşmesini geciktiriyor” dedi.
Küresel Piyasalar ve Gelişmekte Olan Ülkeler
Fed'in faiz artırım beklentileri, küresel finans piyasalarında dalgalanmalara yol açıyor. ABD'de faizlerin yükselmesi, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışını hızlandırabilir ve bu ülkelerin borçlanma maliyetlerini artırabilir. Sockin'in açıklamaları, doların güçlenmesine ve riskli varlıklardan kaçışa neden olabilir. Özellikle yüksek dış borca sahip ülkeler için bu durum ek baskı oluşturuyor.
Öte yandan, Fed'in faiz artırım döngüsü, emtia fiyatlarını da etkiliyor. Petrol ve altın gibi varlıklar, faiz artırım beklentileriyle baskı altında kalabilir. Sockin, “Piyasalar Fed'in ne yapacağını tam olarak fiyatlamış değil. Bu belirsizlik volatiliteyi artırıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve diğer merkez bankaları da benzer bir ikilemle karşı karşıya. Küresel enflasyonun yüksek seyretmesi, merkez bankalarının faiz artırımlarına devam etmesini gerektiriyor. Ancak bu durum, ekonomik büyümeyi yavaşlatabilir. Sockin, “Fed'in yanlış adım atma lüksü yok. Enflasyonu kontrol altına almak için faizleri yükseltmek zorunda, ancak bu resesyon riskini de beraberinde getiriyor” dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fed'in faiz artırım beklentileri, Türkiye ekonomisi için de önemli sonuçlar doğurabilir. ABD'de faizlerin yükselmesi, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını olumsuz etkileyebilir ve TL üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca, küresel finansal koşulların sıkılaşması, Türkiye'nin dış borçlanma maliyetlerini artırabilir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) para politikası kararlarında Fed'in adımlarını dikkate alması gerekecek. Öte yandan, emtia fiyatlarındaki olası düşüş, Türkiye'nin enerji ithalat faturasını hafifletebilir. Ancak genel olarak, Fed'in sıkılaştırma döngüsü, Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ekonomiler için risk oluşturuyor.