İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin uluslararası toplumla yürüttüğü nükleer müzakerelerde hâlâ müzakere masasında olduğunu ve diyaloğa bağlı kaldığını açıkladı. Tahran yönetiminin müzakerelerden vazgeçmediğini vurgulayan Pezeşkiyan, ancak adil ve kalıcı bir anlaşmanın ancak karşılıklı saygı temelinde mümkün olduğunu ifade etti. Bu açıklama, İran’ın son dönemde Batılı güçlerle artan gerilimi ve nükleer programına yönelik uluslararası baskının tırmandığı bir dönemde geldi.
Pezeşkiyan'ın müzakere vurgusu ve iç siyasi dengeler
Pezeşkiyan, başkent Tahran'da düzenlediği basın toplantısında, “Müzakere masasından çekilmiş değiliz, ancak masada gerçekçi ve onurlu bir anlaşma istiyoruz” dedi. İran'ın nükleer haklarını koruyarak uluslararası taahhütlerini yerine getirebileceğini belirten Pezeşkiyan, Batı’nın yaptırım tehditlerine rağmen diyaloğun sürmesi gerektiğini belirtti. Özellikle Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısının ardından bölgede artan gerginlik, İran’ın nükleer dosyasını daha da karmaşık hale getirdi. Pezeşkiyan'ın açıklamaları, hem reformist kanadı hem de muhafazakârları memnun etme çabası olarak yorumlandı.
İran’ın nükleer programı, bir yandan uluslararası kamuoyunun yakın takibinde. Batılı güçler, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini endişeyle izlerken, Tahran yönetimi programının tamamen barışçıl olduğu konusunda ısrar ediyor. Ancak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) son raporları, İran’ın yüzde 60’a varan saflıkta uranyum zenginleştirdiğini ortaya koyuyor. Bu oran, silah yapımına yakın bir seviye olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: müzakerelerin geleceği
Pezeşkiyan’ın müzakere vurgusu, İran’ın uluslararası izolasyonunu kırma çabalarının bir parçası olarak görülüyor. ABD ve Avrupalı güçler, İran’ın nükleer anlaşmaya (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) dönmesini talep ederken, Tahran yönetimi öncelikle yaptırımların tamamen kaldırılmasını istiyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı ve Çin’in artan nüfuzu, İran’a diplomatik manevra alanı sağlamış durumda. Ancak İsrail’in İran’a yönelik suikast ve sabotaj eylemleri, müzakerelerin önündeki en büyük engellerden biri olarak öne çıkıyor.
Bölgesel gelişmeler de İran’ın müzakere stratejisini etkiliyor. Suudi Arabistan ile varılan uzlaşma ve Körfez ülkeleriyle artan ticari ilişkiler, Tahran’a alternatif diplomatik kanallar açmış olsa da nükleer dosya hâlâ kilit öneme sahip. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, İran’la doğrudan müzakereleri yeniden başlatma sinyali verse de Kongre’nin baskısı ve İran’ın iç siyasi dengeleri, anlaşma olasılığını zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran’ın nükleer müzakerelerde izlediği strateji, Türkiye için doğrudan güvenlik ve dış politika sonuçları doğuruyor. Türkiye, İran sınırında istikrar ve komşu ülkede nükleer silahlanma riskine karşı hassas. İran’a yönelik yaptırımların artması, Türkiye-İran ekonomik ilişkilerini de olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, Tahran’ın uluslararası toplumla diyalog arayışı, Türkiye’nin arabuluculuk rolünü güçlendirebilir. Pezeşkiyan’ın müzakere vurgusu, Ankara tarafından olumlu karşılansa da İran’ın nükleer faaliyetleri bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Türkiye’nin NATO ittifakı içindeki konumu ve Batılı müttefikleriyle ilişkileri, İran dosyasında dengeli bir politika izlemesini zorunlu kılıyor.