Paris İklim Anlaşması kapsamında oluşturulan Uyum ve Kapasite Geliştirme Komitesi, birçok ülkenin ulusal iklim katkı beyanlarını (NDC) zamanında sunmaması nedeniyle fiilen işlevsiz hale geldi. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne (UNFCCC) bağlı olarak çalışan komite, ülkelerin iklim hedeflerini izlemek ve uyum çabalarını koordine etmekle görevliydi. Ancak, anlaşmanın imzalandığı 2015 yılından bu yana, birçok ülke NDC'lerini güncellemeyi veya sunmayı ihmal etti. Bu durum, iklim değişikliğiyle mücadelede küresel iş birliğinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
NDC planlarının sunulmaması: Anlaşmanın temel taşı çatırdıyor
Paris Anlaşması, her ülkenin kendi iklim hedeflerini belirlediği ve bu hedefleri beş yılda bir güncellediği bir sistem üzerine kuruludur. Bu hedefler, Ulusal Katkı Beyanları (NDC) adı verilen belgelerde somutlaşır. Ancak, 2023 itibarıyla, 196 taraf ülkeden sadece 50'si yeni veya güncellenmiş NDC'lerini BM'ye sundu. Geri kalan ülkelerin çoğu, ya eski hedeflerine bağlı kaldıklarını açıkladı ya da herhangi bir beyanda bulunmadı. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, pandemi sonrası ekonomik zorluklar ve enerji krizi nedeniyle iklim hedeflerine öncelik veremediklerini belirtiyor. Gelişmiş ülkeler ise, kendi iç siyasi dengeleri ve fosil yakıt bağımlılığı nedeniyle daha iddialı hedefler koymaktan kaçınıyor. Bu durum, Paris Anlaşması'nın en önemli mekanizmalarından biri olan şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesini zedeliyor.
Uyum ve Kapasite Geliştirme Komitesi, ülkelerin NDC'lerini sunmaması durumunda herhangi bir yaptırım uygulayamıyor. Anlaşmanın tasarımı gereği, ülkelerin hedeflerine ulaşmaması veya hedef belirlememesi durumunda bağlayıcı bir hüküm bulunmuyor. Bu, anlaşmanın en büyük zayıflıklarından biri olarak görülüyor. Komite, sadece tavsiyelerde bulunabiliyor ve ülkeleri iklim eylemine teşvik etmeye çalışıyor. Ancak, bu yumuşak güç mekanizması, özellikle büyük emisyon sahiplerinin geri adım atması durumunda etkisiz kalıyor.
Küresel iklim hedefleri tehlikede: 1.5 derece sınırı aşılabilir
NDC'lerin sunulmaması, sadece komitenin işleyişini değil, aynı zamanda küresel iklim hedeflerini de tehdit ediyor. Paris Anlaşması, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerin 1.5 santigrat derece altında tutmayı hedefliyor. Ancak, mevcut NDC'lerin toplamı, bu hedefe ulaşmak için yetersiz. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin son raporuna göre, mevcut taahhütlerin uygulanması halinde bile yüzyılın sonunda sıcaklık artışının 2.5 ila 2.9 derece arasında olması bekleniyor. Bu, 1.5 derece sınırının büyük ölçüde aşılacağı anlamına geliyor. Uzmanlar, bu senaryonun gerçekleşmesi halinde, özellikle kıyı bölgeleri ve tarıma bağımlı ülkeler için yıkıcı sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıyor.
Öte yandan, bazı ülkeler NDC'lerini sunmamış olsa da, iklim eylemi konusunda ilerleme kaydedenler de var. Avrupa Birliği, 2030 yılına kadar emisyonlarını %55 oranında azaltmayı hedefliyor ve bu hedefi NDC'sine yansıttı. Çin ise, 2030 yılına kadar karbondioksit emisyonlarını zirve yapma ve 2060 yılına kadar karbon nötr olma taahhüdünü yineledi. Ancak, bu taahhütlerin uygulanması ve izlenmesi konusunda şeffaflık eksikliği devam ediyor. Gelişmekte olan ülkeler, iklim finansmanı ve teknoloji transferi konusunda somut adımlar atılmadığı sürece daha iddialı hedefler belirlemeyeceklerini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Paris Anlaşması'nı onaylamasının ardından iklim politikalarını somutlaştırma çabaları açısından kritik bir döneme işaret ediyor. Türkiye, 2021 yılında anlaşmayı onaylamış ve 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefini açıklamıştı. Ancak, güncellenmiş NDC'sini henüz BM'ye sunmadı. Bu durum, Türkiye'nin iklim taahhütlerini yerine getirme konusundaki kararlılığına ilişkin soru işaretleri yaratıyor. Türkiye'nin enerji dönüşümü ve yeşil kalkınma hedefleri, özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı'na uyum sürecinde belirleyici olacak. NDC'nin gecikmesi, uluslararası alanda güvenilirlik kaybına ve potansiyel ticari yaptırımlara yol açabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin iddialı bir NDC sunması ve iklim eylemini hızlandırması, hem küresel sorumlulukları hem de ulusal çıkarları açısından önem taşıyor.