Pakistan'ın son dönemdeki diplomatik hamleleri, jeopolitik konumunu güçlendirirken bu kazanımların somut ekonomik ilerlemeye dönüşüp dönüşmediği merak konusu. Ekonomist Khurram Husain, gazeteci Tushar Shetty ile yaptığı söyleşide, İslamabad'ın dış politikadaki başarılarının yatırım, ticaret ve makroekonomik istikrar gibi göstergelere ne ölçüde yansıdığını sorguluyor. Husain, Pakistan'ın Çin ve Suudi Arabistan gibi stratejik ortaklarla ilişkilerini derinleştirmesine rağmen, yapısal reform eksikliği ve kronik cari açık nedeniyle bu avantajları tam anlamıyla kullanamadığını vurguluyor.
Gelişmenin Arka Planı: Diplomasi ve Ekonomi Arasındaki Kopukluk
Pakistan, Afganistan'daki istikrarsızlık ve Hindistan ile gerginlikler arasında dengeli bir dış politika izlemeye çalışıyor. Özellikle Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) kapsamında Pekin'den önemli altyapı yatırımları alan ülke, aynı zamanda Körfez ülkelerinden de mali destek sağlıyor. Ancak Khurram Husain, bu diplomatik başarıların doğrudan ekonomik kalkınmaya dönüşmediğini, çünkü ülkenin vergi tabanının dar olması, enerji sübvansiyonları ve ihracat yapısındaki zayıflıklar gibi yapısal sorunların çözülmediğini belirtiyor. Husain, ''Diplomasi bir kapı açar, ancak içeride ne yapacağınızı bilmezseniz o kapı boş bir odaya çıkar'' diyerek durumu özetliyor.
Son olarak Pakistan, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile 2019'da imzaladığı 6 milyar dolarlık kurtarma paketinin ardından yeni bir anlaşma için görüşmeler yürütüyor. Ancak IMF'nin talep ettiği mali disiplin, siyasi olarak hassas konumda olan hükümet için zorluk teşkil ediyor. Bu bağlamda Husain, dış politikadaki başarıların sadece döviz rezervlerini geçici olarak rahatlattığını, ancak kalıcı büyüme için gerekli olan özel sektör yatırımlarını çekmekte yetersiz kaldığını ifade ediyor. Örneğin, Suudi Arabistan'ın Pakistan'a yönelik 1 milyar dolarlık mevduatı, cari açığı kapatmaya yardımcı olsa da üretim artışına katkıda bulunamıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Jeopolitik Oyunun Ekonomik Maliyeti
Pakistan'ın diplomatik stratejisi, bölgesel güç dengeleriyle yakından ilişkili. Hindistan ile tarihsel rekabet, İslamabad'ı Çin'e daha yakın bir pozisyona iterken, ABD ile ilişkiler Afganistan'dan çekilme sonrası yeni bir boyut kazandı. Husain, bu durumun Pakistan'ı ''herkesle dost, hiçbir şeyde tam'' bir konuma getirdiğini; ancak bunun ekonomik getirisinin sınırlı olduğunu savunuyor. Bölgedeki enerji ticaret yolları (örneğin, Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan boru hattı) ve CPEC gibi projeler, Pakistan'ı bir transit merkezine dönüştürme potansiyeli taşısa da, güvenlik ve siyasi istikrarsızlık bu projelerin hayata geçmesini geciktiriyor.
Küresel ölçekte ise Pakistan, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası artan emtia fiyatları ve Çin'deki yavaşlama nedeniyle ithalat faturasının kabarması ve ihracatının düşmesiyle mücadele ediyor. Bu bağlamda diplomatik kazanımlar, enflasyon ve işsizlikle boğuşan bir ekonomide ancak kısa vadeli bir nefes alma sağlayabiliyor. Husain, ülkenin asıl ihtiyacının, dış politikada elde ettiği avantajları iç reformlarla bütünleştirmek olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Pakistan'ın diplomatik kazanımlarını ekonomik kalkınmaya dönüştürme çabası, benzer süreçlerden geçen Türkiye için önemli dersler barındırıyor. Türkiye de son yıllarda Afrika, Orta Asya ve Ortadoğu'da aktif bir diplomasi yürüterek ticaret ve yatırım fırsatları yaratmaya çalıştı. Ancak Pakistan örneği, dış politikadaki başarıların yapısal reformlar (vergi, ihracat, enerji verimliliği) olmadan sürdürülebilir büyümeye dönüşmeyeceğini gösteriyor. Türkiye'nin kendi ekonomik dönüşümünde, döviz rezervleri ve cari açık gibi parametrelerdeki hassasiyetler, Pakistan'ın karşılaştığı sorunlara benzer görünüyor. Ayrıca iki ülke arasındaki stratejik işbirliği (özellikle savunma sanayiinde), bu tür jeopolitik-diplomatik hamlelerin ancak sağlam ekonomik temellerle anlam kazandığını bir kez daha hatırlatıyor.