Almanya'nın bir sonraki şansölyesi olması beklenen Friedrich Merz, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa'da Maga (Make America Great Again) çizgisindeki oluşumlara mali destek sağlayacağı yeni bir program duyurmasının ardından Donald Trump yönetimine seçimlere müdahale etmemesi çağrısında bulundu. ABD'nin yeni fon programı, 'egemenlik, göç, sansür ve hukuk mücadelesi' konularında çalışan sivil toplum kuruluşlarına hibe sağlamayı öngörüyor. Program, özellikle Avrupa'da aşırı sağ ve popülist hareketlerin güç kazandığı bir dönemde duyurulmasıyla dikkat çekiyor. Merz, yaptığı açıklamada, Almanya'nın iç işlerine karışılmasına izin vermeyeceklerini vurguladı.
Yeni fon programının ayrıntıları
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından başlatılan yeni hibe programı, 'Batı Balkanlar ve Avrupa'da Demokrasiyi ve Reformları Destekleme' başlığı altında yayımlandı. Program kapsamında, 'egemenlik, göç, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü' konularında çalışan kuruluşlara toplam 2 milyon dolara kadar fon sağlanması hedefleniyor. Programın özellikle 'aşırı sol, İslamcılık ve Çin etkisiyle mücadele' eden projelere öncelik vereceği belirtiliyor. Bu hedefler, Trump yönetiminin 'Amerika Birinci' politikasıyla uyumlu olarak görülüyor. Ancak programın, Avrupa'da yükselen aşırı sağ hareketleri destekleyeceği endişelerini de beraberinde getirdi.
Programın duyurusu, Almanya'da 23 Şubat'ta yapılacak erken genel seçimler öncesinde geldi. Merz'in liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), anketlerde birinci sırada yer alıyor. Merz, Trump yönetiminin seçimlere müdahale etme girişimlerine karşı net bir tavır aldı. 'Almanya'nın seçimleri, Alman vatandaşları tarafından belirlenir, Washington tarafından değil,' diyen Merz, benzer müdahale girişimlerinin daha önce de yaşandığını hatırlattı. Geçtiğimiz yıl, Elon Musk'ın sahibi olduğu X platformunda aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisini destekleyen paylaşımlar yapması, Almanya'da tepki çekmişti.
Avrupa'da Maga etkisi ve bölgesel yansımalar
Yeni ABD fon programı, yalnızca Almanya'yı değil, tüm Avrupa'yı ilgilendiren bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Program kapsamında desteklenecek projelerin, Avrupa Birliği'nin (AB) temel değerleriyle çeliştiği belirtiliyor. Özellikle 'egemenlik' vurgusu, AB'nin ortak politikalarını hedef alan milliyetçi hareketleri teşvik edebilir. 'Hukuk mücadelesi' ifadesinin ise, AB'nin hukukun üstünlüğü ilkelerine karşı çıkan gruplara yönelik bir destek olarak yorumlanması mümkün. Programın, Macaristan ve Polonya gibi AB ile hukuk ve göç konularında sık sık karşı karşıya gelen ülkelerdeki muhafazakar hükümetleri dolaylı olarak destekleyebileceği düşünülüyor.
Öte yandan, Trump yönetiminin bu adımı, ABD'nin geleneksel müttefiklik ilişkilerinde de bir kırılmaya işaret ediyor. Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD, Avrupa'da demokrasi ve serbest piyasa değerlerini teşvik eden projelere fon sağlarken, şimdi bu desteği daha popülist ve milliyetçi bir çizgiye kaydırıyor. Bu durum, ABD ile AB arasındaki transatlantik ilişkilerde yeni bir gerilim unsuru oluşturabilir. Almanya, Fransa ve diğer AB ülkeleri, daha önce de Trump yönetiminin NATO ve ticaret politikalarına yönelik eleştirileriyle karşı karşıya kalmıştı.
Programın bir diğer dikkat çekici yönü, 'Çin etkisiyle mücadele' vurgusu. ABD, Çin'in Avrupa'daki yatırımlarını ve nüfuzunu dengelemek amacıyla bu tür fonları kullanıyor. Ancak eleştirmenler, bu fonların aslında ABD'nin kendi jeopolitik çıkarlarına hizmet ettiğini ve Avrupa iç siyasetine müdahale anlamına geldiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin ABD ve AB ile ilişkileri açısından dolaylı etkiler yaratabilir. ABD'nin Avrupa'da popülist ve milliyetçi hareketleri desteklemesi, AB'nin bütünlüğünü zayıflatarak Türkiye'nin AB üyelik sürecini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin NATO içindeki konumu ve ABD ile savunma işbirliği, Trump yönetiminin transatlantik bağları zayıflatma eğiliminden etkilenebilir. Ancak programın doğrudan Türkiye'yi hedef almadığı unutulmamalıdır. Bu bağlamda, Türkiye'nin kendi dış politikasını çeşitlendirerek hem ABD hem de AB ile dengeli bir ilişki sürdürmesi önem kazanmaktadır.