Pakistan Merkez Bankası (SBP), politika faizini üst üste üçüncü toplantıda da sabit tuttu. Banka, ekonomik büyümeyi destekleme ihtiyacı ile Orta Doğu'daki çatışmalardan kaynaklanan enflasyon riskleri arasında denge kurmaya çalışıyor. Faiz oranı, son iki toplantıda olduğu gibi yüzde 22 seviyesinde bırakıldı. Karar, ülkenin ekonomik istikrar arayışında kritik bir dönemeçte alındı.
Faiz Kararının Arka Planı
Pakistan Merkez Bankası'nın faiz kararı, son aylarda artan fiyat baskılarına rağmen alındı. Ülke, yüksek enflasyon ve düşük büyüme arasında sıkışmış durumda. Merkez Bankası Başkanı Jameel Ahmad, karar sonrası yaptığı açıklamada, "Enflasyon görünümündeki risklerin yukarı yönlü olduğunu ve Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimlerin enerji fiyatları üzerinden enflasyonu körükleyebileceğini" belirtti. Ahmad, "Para politikasında temkinli bir duruş sergilemeye devam edeceğiz" dedi.
Ülkede enflasyon son verilere göre yüzde 23,4 seviyesinde. Gıda ve enerji fiyatlarındaki artış, hane halkı üzerindeki baskıyı artırıyor. Öte yandan, ekonomik büyümenin bu mali yılda yüzde 2 civarında kalması bekleniyor; bu oran nüfus artışının altında. Hükümet, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yürüttüğü kredi programı kapsamında kemer sıkma politikaları uygularken, bir yandan da büyümeyi canlandırmaya çalışıyor.
Merkez Bankası'nın faiz kararı, piyasa beklentileriyle uyumlu geldi. Ekonomistler, bankanın yıl sonuna kadar faiz indirimi için alanının sınırlı olduğunu, zira enflasyonun hedef aralığın çok üzerinde seyrettiğini vurguluyor. SBP'nin enflasyon hedefi yüzde 5-7 bandında; mevcut durum bu hedefin oldukça üzerinde.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Pakistan'ın faiz kararı, küresel ekonomik konjonktürden bağımsız değil. Orta Doğu'da devam eden çatışmalar, özellikle İsrail-Hamas savaşı ve Yemen'deki Husi saldırıları, küresel enerji arzında kesintilere yol açarak petrol fiyatlarını yükseltti. Pakistan gibi enerji ithalatına bağımlı ülkeler, bu durumdan olumsuz etkileniyor. Ülkenin cari açığı, petrol fiyatlarındaki her artışla daha da büyüyor.
Öte yandan, ABD Merkez Bankası (Fed) ve diğer gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikaları da Pakistan'ın kararlarını etkiliyor. Fed'in faiz indirimlerini geciktirmesi, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışını sınırlayarak Pakistan gibi ülkelerin döviz kurları ve rezervleri üzerinde baskı oluşturuyor. Pakistan rupisi, son bir yılda dolar karşısında yaklaşık yüzde 20 değer kaybetti.
Ülkenin döviz rezervleri de kritik seviyede. Merkez Bankası'nın net rezervleri 8 milyar dolar civarında; bu, yaklaşık bir aylık ithalatı karşılayacak düzeyde. IMF programı kapsamında sağlanan dış finansman, rezervleri desteklese de sürdürülebilirlik endişeleri devam ediyor. Pakistan, ayrıca Çin, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkelerden mevduat ve kredi temin etmeye çalışıyor.
Jeopolitik riskler, Pakistan'ın ekonomik görünümünü daha da kırılgan hale getiriyor. Afganistan sınırındaki istikrarsızlık, İran ile zaman zaman yaşanan gerilimler ve Keşmir sorunu, yatırım iklimini olumsuz etkiliyor. Ülke, aynı zamanda iklim değişikliğinin yol açtığı doğal afetlerle de mücadele ediyor; 2022'deki sel felaketi ekonomiyi derinden sarsmıştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Pakistan'ın faiz kararı, Türkiye'nin ekonomik ve jeopolitik çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Pakistan ile güçlü siyasi ve ekonomik bağlara sahip; iki ülke arasında serbest ticaret anlaşması bulunuyor ve karşılıklı yatırımlar artıyor. Pakistan'daki yüksek enflasyon ve döviz kuru istikrarsızlığı, Türk ihracatçıları için risk oluştururken, aynı zamanda Türk müteahhitlik firmalarının ülkedeki projelerini de etkileyebilir. Orta Doğu'daki çatışmaların enerji fiyatları üzerinden yarattığı baskı, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için de geçerli. Ayrıca, Pakistan'ın IMF ile yürüttüğü program ve ekonomik kırılganlık, bölgesel istikrar açısından takip edilmeli. Türkiye, Pakistan'a yönelik ekonomik destek ve iş birliğini sürdürerek bölgedeki dengeyi gözetebilir.