Oxford Economics tarafından yayımlanan bir analize göre, Hindistan ile Çin arasındaki ilişkilerde yaşanan yumuşama, Yeni Delhi'ye Çin yatırımlarına yönelik kısıtlamaları daha da gevşetme ve küresel sermayeden daha büyük bir pay alma imkânı tanıyor. Raporda, bu sürecin Hindistan'ın imalat sektörünü güçlendirebileceği ve ülkenin küresel tedarik zincirlerindeki konumunu iyileştirebileceği belirtiliyor. Hindistan'ın 2020'de Çin'e yönelik doğrudan yatırımlara getirdiği sınırlamalar, iki ülke arasındaki sınır gerginliğinin ardından gelmişti. Son dönemdeki diplomatik adımlar ve ticari temaslar, bu politikaların gözden geçirilmesi ihtimalini gündeme taşıdı.
Gelişmenin Arka Planı
Hindistan, 2020 yılında Çin ile yaşanan sınır çatışmasının ardından, Çin kaynaklı doğrudan yabancı yatırımlara yönelik sıkı denetim mekanizmaları devreye soktu. Bu kapsamda, komşu ülkelerden gelen yatırımların hükümet onayına tabi tutulması gibi düzenlemeler yürürlüğe girdi. Ancak Oxford Economics'e göre, son aylarda iki ülke arasındaki üst düzey ziyaretler ve ticaret heyetleri, ilişkilerde bir normalleşme sürecine işaret ediyor. Raporda, Hindistan'ın bu fırsat penceresini kullanarak yatırım kısıtlamalarını kademeli olarak kaldırmasının, ülkeye yönelebilecek küresel sermaye için olumlu bir sinyal olacağı vurgulanıyor.
Hindistan'ın imalat sektörü, uzun süredir ülke ekonomisinin görece zayıf halkası olarak görülüyor. Hizmet ihracatındaki güçlü performansa rağmen, imalatın GSYİH içindeki payı istenen düzeyde artmadı. Yeni Delhi, "Make in India" programıyla bu alanda atılım hedefliyor. Çin'den gelecek yatırımlar ve teknoloji transferi, özellikle elektronik, otomotiv ve yeşil enerji gibi sektörlerde Hindistan'ın üretim kapasitesini artırabilir. Ayrıca, Çinli firmaların küresel tedarik zincirlerini çeşitlendirme arayışı, Hindistan için bir fırsat olarak öne çıkıyor.
Öte yandan, Hindistan'ın Çin'e olan ticaret açığı son yıllarda rekor seviyelere ulaştı. 2023'te iki ülke arasındaki ticaret hacmi 136 milyar doları aşarken, Hindistan'ın açığı 100 milyar doları geçti. Oxford Economics, yatırım kısıtlamalarının gevşetilmesinin bu açığı dengeleyebileceğini, zira Çinli şirketlerin Hindistan'da üretim tesisi kurmasının ithalatı yerelleştirebileceğini savunuyor. Bu tür yatırımlar, Hindistan'ın ihracat kapasitesini de artırarak küresel pazarlarda rekabet gücünü yükseltebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hindistan-Çin ilişkilerindeki yumuşama, yalnızca ikili ticaret açısından değil, aynı zamanda Asya-Pasifik'teki jeopolitik dengeler açısından da önem taşıyor. Son yıllarda ABD'nin Çin'e karşı uyguladığı ticaret kısıtlamaları ve teknoloji ambargoları, birçok çok uluslu şirketi üretimlerini Çin dışına taşımaya yöneltti. Hindistan, bu süreçte "Çin+1" stratejisinin en önemli adaylarından biri olarak görülüyor. Ancak altyapı eksiklikleri, bürokratik engeller ve yatırım ortamındaki belirsizlikler, Hindistan'ın potansiyelini tam olarak kullanmasını engelliyor.
Oxford Economics'e göre, Çin ile ilişkilerin normalleşmesi, Hindistan'ın bu engelleri aşmasına yardımcı olabilir. Çinli yatırımcılar, hindistan pazarına girerken yerel ortaklıklar kurabilir ve teknoloji transferi yoluyla üretim verimliliğini artırabilir. Aynı zamanda, Hindistan'ın küresel değer zincirlerine daha derin entegrasyonu, Asya'daki tedarik ağlarını da güçlendirebilir. Ancak bu sürecin siyasi riskler taşıdığı da unutulmamalı. Sınır anlaşmazlıkları ve jeopolitik rekabet, yatırım kararlarında belirsizlik yaratmaya devam ediyor.
Küresel ölçekte ise, Hindistan'ın imalat sektöründeki canlanma, dünya ticaretinde çok kutuplu bir yapıyı destekleyebilir. Çin'in üretim üssü olma özelliğini kısmen korurken, Hindistan'ın yükselişi, uluslararası şirketlere alternatif tedarik kaynakları sunar. Bu durum, özellikle yarı iletken, ilaç ve yeşil teknoloji gibi stratejik sektörlerde önem taşıyor. Oxford Economics raporu, Hindistan'ın bu fırsatı değerlendirmek için yatırım ortamını iyileştirmesi ve hukuki altyapıyı güçlendirmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan-Çin yakınlaşması, Türkiye'nin küresel ticaret ve yatırım stratejileri açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, son yıllarda Asya'ya açılım politikası kapsamında Hindistan ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Hindistan'ın imalat kapasitesinin artması, Türk ihracatçıları için yeni pazar fırsatları yaratabilir; ancak aynı zamanda Türk ürünlerinin üçüncü pazarlarda karşılaşacağı rekabeti de artırabilir. Çin yatırımlarının Hindistan'a yönelmesi, küresel sermaye akışlarını etkileyerek Türkiye'nin yatırım çekme çabalarını zorlaştırabilir. Öte yandan, Türkiye'nin Çin ile olan ticaret açığı ve ekonomik bağımlılığı düşünüldüğünde, Hindistan'ın alternatif bir üretim merkezi olarak güçlenmesi, uzun vadede Türkiye'nin tedarik zinciri çeşitlendirmesine katkı sağlayabilir. Bu gelişme, Türkiye'nin Asya stratejisinde denge politikası izlemesini gerekli kılıyor.