Uluslararası sistemde artan kutuplaşma ve büyük güçler arasındaki rekabet, orta büyüklükteki ülkelerin geleneksel 'tarafsızlık' veya 'denge politikası' stratejilerini sürdürülebilir olmaktan çıkarmaktadır. 'The Middle Power Delusion' başlıklı analizde vurgulandığı gibi, seçim yapmamak artık bir seçenek değildir. Bu gelişme, uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendirilmektedir. Orta güçler, küresel tedarik zincirlerinden güvenlik ittifaklarına kadar birçok alanda angajman kurmak zorunda kalmakta, aksi takdirde izolasyon ve marjinalleşme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Gelişmenin Arka Planı: Denge Politikasının Sonu
Soğuk Savaş sonrası dönemde küresel hegemonya ABD'deyken, birçok orta güç (Kanada, Avustralya, Türkiye, Güney Kore gibi) çok taraflı kurumlar aracılığıyla nispeten bağımsız bir dış politika yürütebiliyordu. Ancak Çin'in yükselişi ve ABD-Çin rekabetinin derinleşmesiyle birlikte bu ülkeler üzerindeki baskı arttı. Örneğin, 5G altyapıları, kritik mineraller ve savunma teknolojileri gibi stratejik alanlarda orta güçlerin net taraf seçmeye zorlandığı görülüyor. Avrupa Birliği üyesi ülkeler bile ABD ile Çin arasında sıkışmış durumda. 'Seçim yapmama' seçeneği, yaptırımlardan kaçınma veya ekonomik bağımlılığı yönetme çabası olsa da, uzun vadede sürdürülemez hale geliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Kutuplaşma
Bu durumun en somut yansımaları Hint-Pasifik bölgesinde görülüyor. Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) üyesi ülkeler, Çin'le ekonomik bağlarını sürdürürken, ABD'nin Hint-Pasifik Stratejisi'ne de dahil olmaya çalışıyor. Benzer şekilde, Latin Amerika'da Brezilya ve Meksika, Çin ile ticaret hacimlerini artırırken, ABD ile güvenlik iş birliğini derinleştirmenin yollarını arıyor. Orta Doğu bağlamında ise Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler, Çin'le petrol ticareti ve teknoloji alanında iş birliği yaparken, ABD'nin güvenlik garantilerine hâlâ ihtiyaç duyuyor. Bu ikili oynama stratejisi, uzun vadede her iki tarafın da güvensizliğine yol açarak ülkelerin manevra alanını daraltıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak çok yönlü dış politika izleyen bir orta güç olarak bu yeni baskıların tam ortasında yer alıyor. NATO üyeliği ve AB ile gümrük birliği gibi Batılı bağlarına rağmen, Rusya ile S-400 hava savunma sistemi anlaşması yapması, enerji alanında iş birliği ve Suriye'deki angajmanı, Türkiye'nin Batı dışında da seçenekler geliştirmeye çalıştığını gösteriyor. Ancak artan kutuplaşma bu hassas dengeyi zorluyor. ABD'nin CAATSA yaptırımları ve F-35 programından çıkarılması, seçim yapmanın maliyetini ortaya koyuyor. Türkiye'nin önümüzdeki dönemde, özellikle savunma sanayii ve enerji alanında daha net tercihler yapması gerekebilir; aksi takdirde hem Batı hem Doğu nezdinde güvenilirlik kaybı yaşama riski bulunuyor.