ABD, sadece bir ay önce barış yolunda bir adım olarak Mutabakat Zaptı imzalamasına rağmen, İran limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden başlattı. Karar, Basra Körfezi'nde devam eden saldırıların ardından geldi ve Washington yönetiminin Tahran'a karşı sertlik politikasına geri döndüğünün en somut işareti olarak değerlendiriliyor. Abluka, İran'ın petrol ihracatını hedef alırken, bölgedeki ticaret yollarını da tehdit ediyor.
Mutabakat Zaptı'ndan ablukaya: Süreç nasıl tırmandı?
ABD ve İran, geçtiğimiz ay Umman'da bir araya gelmiş ve nükleer program ile bölgesel gerilimlerin azaltılması için bir Mutabakat Zaptı imzalamıştı. Bu adım, iki ülke arasında yıllardır süren gerginliğin ardından bir yumuşama sinyali olarak görülüyordu. Ancak, anlaşmanın imzalanmasından kısa süre sonra Körfez'de ticari gemilere yönelik saldırılar yeniden başladı. ABD, bu saldırılardan İran destekli grupları sorumlu tutarken, Tahran ise suçlamaları reddetti. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, 'İran'ın provokasyonlarına karşı misilleme olarak' liman ablukasının yeniden uygulamaya konulduğu belirtildi. Abluka, İran'ın en büyük ticari limanı olan Bender Abbas'ı ve diğer stratejik limanları kapsıyor.
Uzmanlara göre, bu adım bölgesel gerilimi daha da tırmandıracak. Körfez'deki deniz trafiği, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sini taşıyor. Abluka, sadece İran ekonomisini değil, küresel enerji piyasalarını da vurabilir. Petrol fiyatları, haberin ardından yüzde 4 yükseldi. Öte yandan, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi havada asılı duruyor. Bu durum, bölgedeki tüm ülkeler için bir kriz senaryosu anlamına geliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Körfez'de yeni bir kriz mi?
ABD'nin abluka kararı, sadece İran'ı değil, bölgedeki diğer aktörleri de yakından ilgilendiriyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ı Husi milislerine verdiği destek nedeniyle suçlarken, İran da bu ülkeleri 'ABD'nin kuklası' olmakla itham ediyor. Abluka, Yemen'deki savaştan Lübnan'daki Hizbullah'a kadar bir dizi bölgesel çatışmanın daha da derinleşmesine neden olabilir.
Rusya ve Çin, ABD'nin bu hamlesine sert tepki gösterdi. Moskova, 'uluslararası hukukun ihlali' olarak nitelendirdiği ablukayı kınarken, Pekin ise 'gerilimlerin diplomatik yollarla çözülmesi' çağrısında bulundu. Avrupa Birliği ise iki tarafı itidal çağrısı yaparak, nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasını istedi. Ancak, ABD'nin abluka kararı, İran'ın nükleer programa daha da hız vermesine yol açabilir. Gerçekten de Tahran yönetimi, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırdığını duyurdu.
Bu gelişmeler, küresel petrol tedarik zincirinde ciddi aksamalara yol açabilir. Özellikle Asya ve Avrupa ülkeleri, İran ham petrolüne bağımlı olmasa da, Körfez'deki bir krizin fiyatları yükselteceği kesin. Dünya Bankası, ablukanın uzaması halinde petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkabileceği uyarısında bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'yi hem enerji hem de güvenlik boyutlarıyla yakından ilgilendiriyor. Türkiye, petrol ve doğalgazının önemli bir kısmını Körfez ülkelerinden ve diğer Ortadoğu kaynaklarından ithal ediyor. Abluka, deniz ticaret yollarını tehdit ederken, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir ve cari açığı baskılayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin İran'la sınır komşusu olduğu düşünülürse, bölgesel istikrarsızlık sınır güvenliğini riske atabilir. Türkiye, daha önce olduğu gibi iki tarafla da diyalog kanallarını açık tutmaya çalışsa da, ABD-İran geriliminin Ankara'nın manevra alanını daraltması muhtemel. Bu nedenle, Türkiye'nin hem diplomatik girişimlerini hızlandırması hem de enerji kaynaklarını çeşitlendirme stratejisine ağırlık vermesi bekleniyor.