Orta Doğu'da çatışmaların odağı Gazze'den Batı Şeria'ya kayıyor. Son haftalarda işgal altındaki Batı Şeria'da İsrail güçleri ile Filistinli silahlı gruplar arasındaki çatışmalar ve yerleşimci şiddeti endişe verici bir şekilde artış gösteriyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, yalnızca son bir ayda en az 20 Filistinli ve 2 İsrailli hayatını kaybetti; yüzlerce kişi yaralandı ve gözaltına alındı. Bu tablo, 1967'den bu yana süren işgalin en kanlı dönemlerinden birine işaret ediyor. Uluslararası toplum, bölgede yeni bir intifadanın (halk ayaklanması) eşiğinde olunabileceği uyarılarında bulunuyor.
Şiddetin Tırmanması ve Arka Planı
Batı Şeria'daki şiddet, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısı ve ardından Gazze'de başlayan savaşın hemen sonrasında ivme kazandı. İsrail ordusu, Batı Şeria'da özellikle Cenin, Nablus ve Tulkarm kentlerine yönelik geniş çaplı operasyonlar düzenliyor. Bu operasyonlarda ağır silahlar kullanılıyor, sivil altyapı hedef alınıyor ve çok sayıda Filistinli gözaltına alınıyor. İsrail yönetimi, operasyonların amacının 'terör hücrelerini etkisiz hale getirmek' olduğunu savunurken, Filistinli yetkililer bu operasyonları 'toplu cezalandırma' olarak nitelendiriyor.
Öte yandan, yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin Filistin köylerine yönelik saldırıları da artmış durumda. İnsan hakları örgütleri, yerleşimcilerin İsrail ordusunun koruması altında Filistinlilere ait zeytin ağaçlarını kestiğini, evleri ateşe verdiğini ve sivillere saldırdığını rapor ediyor. Bu saldırılar, Filistinli çobanların ve çiftçilerin yaşam alanlarından sürülmesine yol açıyor. Batı Şeria'daki Filistin nüfusu, artan şiddet nedeniyle bir kez daha toplu göç riskiyle karşı karşıya.
Uzmanlar, Batı Şeria'daki bu gelişmelerin Gazze'deki savaşın doğrudan bir sonucu olduğunu vurguluyor. İsrail'in Gazze'de uyguladığı sert askeri politikalar, Batı Şeria'da da benzer bir yaklaşımı beraberinde getirdi. Filistin Yönetimi'nin güvenlik güçleri ise hem İsrail işgaliyle mücadele etmek hem de kendi halkı üzerindeki otoritesini korumak arasında sıkışmış durumda. Bu durum, Filistin Yönetimi'nin meşruiyetini daha da zayıflatıyor ve radikal grupların popülaritesini artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Batı Şeria'daki istikrarsızlık, sadece İsrail-Filistin çatışmasının bir uzantısı değil; aynı zamanda bölgesel bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. Ürdün, Batı Şeria'daki gelişmeleri yakından izliyor. Ürdün'ün büyük bir Filistinli mülteci nüfusu barındırması ve Batı Şeria ile uzun bir sınırı paylaşması, olası bir göç dalgasının Ürdün'ü istikrarsızlaştırabileceği endişelerini artırıyor. Kral Abdullah, uluslararası platformlarda Batı Şeria'daki şiddetin sona erdirilmesi için çağrılarda bulunuyor.
Diğer yandan, İran destekli grupların Batı Şeria'da giderek daha aktif hale geldiği gözlemleniyor. Hamas ve İslami Cihat, Batı Şeria'da özellikle mülteci kamplarında güç kazanıyor. Bu durum, İsrail için stratejik bir tehdit oluştururken, bölgedeki dengeleri de değiştiriyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi İsrail ile normalleşme sürecinde olan ülkeler, Batı Şeria'daki tırmanışın bölgesel barış çabalarını sabote edebileceği endişesini taşıyor.
Küresel güçlerin tutumu da kritik önemde. ABD, geleneksel olarak İsrail'in yanında yer alırken, son dönemde yaşanan sivil kayıplar nedeniyle artan bir uluslararası baskıyla karşı karşıya. ABD Dışişleri Bakanlığı, Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetini kınayan açıklamalar yaptı ve bazı aşırıcı yerleşimcilere yaptırım uyguladı. Avrupa Birliği de benzer şekilde şiddetin tırmanmasından duyduğu endişeyi dile getiriyor ve iki devletli çözümün altını çiziyor. Ancak bu açıklamaların, sahadaki gerçekleri değiştirmediği ve tarafları müzakere masasına döndürmediği eleştirileri yapılıyor.
Batı Şeria'daki gelişmeler, İsrail iç siyasetini de derinden etkiliyor. Başbakan Binyamin Netanyahu'nun sağ koalisyon hükümeti, güvenlik politikalarında daha da sert bir çizgi izliyor. Koalisyonun önemli bir parçası olan aşırı sağcı partiler, Batı Şeria'nın ilhak edilmesi ve yerleşimlerin genişletilmesi için açıkça çağrı yapıyor. Bu durum, İsrail toplumunda da kutuplaşmayı artırıyor ve barış yanlısı seslerin bastırılmasına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Batı Şeria'daki şiddetin tırmanması, Türkiye'nin bölge politikası açısından yakından takip edilmesi gereken bir gelişmedir. Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasını destekleyen ve iki devletli çözümü savunan bir ülke olarak öne çıkıyor. Bu nedenle, Batı Şeria'daki insani krizin derinleşmesi, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik aktörlüğünü etkileyebilir. Türkiye, BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi platformlarda Filistinlilere yönelik uluslararası koruma mekanizmalarının oluşturulması için girişimlerde bulunabilir. Ayrıca, Gazze'de olduğu gibi Batı Şeria'da da insani yardım çalışmaları yürüten Türk kuruluşları, bölgedeki etkinliğini artırabilir. Ancak tırmanan şiddet, Türkiye'nin İsrail ile son dönemde normalleşme çabalarını da olumsuz etkileyebilir; bu da Türk dış politikasının Orta Doğu'daki dengelerini yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir.