13 Temmuz 2026 tarihli Horizons Middle East & Africa değerlendirmesi, bölgenin ekonomik görünümüne ilişkin kritik sinyaller veriyor. Petrol fiyatlarındaki dalgalanma, Suudi Arabistan ve BAE'nin yeşil enerji dönüşümüne yönelik dev yatırımları, Afrika'daki borç krizleri ve Çin'in bölgede artan ticari nüfuzu öne çıkan başlıklar arasında. Küresel arz sıkıntıları ve jeopolitik riskler, bölge ülkelerinin ekonomi politikalarını şekillendirirken, Türkiye gibi dışa bağımlı ekonomiler de doğrudan etkileniyor. Özellikle enerji ithalatçısı ülkeler için kırılganlık yüksek.
Petrol Fiyatları ve Enerji Piyasalarında Son Durum
Orta Doğu'da petrol üretimini etkileyen jeopolitik gelişmeler, Brent petrolün varil fiyatının 85 doların üzerinde seyretmesine neden oldu. Suudi Arabistan'ın gönüllü kesinti kararı, piyasadaki sıkı arz koşullarını pekiştirirken, Irak ve Kuveyt de benzer adımlarla destek veriyor. Libya'daki siyasi istikrarsızlık ise üretimi zaman zaman sekteye uğratarak fiyatları yukarı itiyor. Öte yandan, ABD'nin kaya gazı üretimindeki artış ve Venezuela'ya yönelik yaptırımların gevşetilmesi, arz cephesinde dengeleyici unsurlar olarak görülüyor. Orta Doğu ve Afrika, küresel petrol arzının yaklaşık %40'ını karşıladığı için bölgedeki herhangi bir daralma, dünya çapında enflasyonist baskıları tetikleyebilir.
Yeşil Enerji Yatırımları ve Ekonomik Dönüşüm
Suudi Arabistan’ın NEOM kenti kapsamında yürüttüğü 500 milyar dolarlık yenilenebilir enerji projeleri, bölgenin fosil yakıt bağımlılığını azaltma hedefini yansıtıyor. BAE ise 2030 yılına kadar toplam enerji üretiminin %30’unu yenilenebilir kaynaklardan sağlama planını hızlandırdı. Afrika tarafında ise Güney Afrika ve Fas, güneş ve rüzgar enerjisi yatırımlarıyla dikkat çekiyor. Ancak bu dönüşümün finansmanı, özellikle borç yükü altındaki Afrika ülkeleri için önemli bir meydan okuma. Çin, Belt and Road Initiative kapsamında Afrika'da güneş paneli fabrikaları kurarak hem yeşil enerjiye yatırım yapıyor hem de ticaretini derinleştiriyor.
Ticaret Anlaşmaları ve Bölgesel Entegrasyon
Afrikalı ülkelerin kıtasal serbest ticaret anlaşması kapsamında ticaret hacmini 2025 sonunda 350 milyar dolara çıkarma hedefi devam ediyor. Ancak altyapı eksiklikleri ve gümrük engelleri, öngörülen ivmenin yakalanmasını zorlaştırıyor. Orta Doğu'da ise Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri arasında ortak bir para birimi tartışmaları yeniden gündeme gelmiş durumda. Bu, bölgesel ticareti kolaylaştırsa da, üye ülkelerin mali politikalarının uyumlaştırılması gerekliliği nedeniyle kısa vadede uygulanması güç görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Orta Doğu ve Afrika'daki bu ekonomik gelişmeler, Türkiye'nin enerji maliyetleri, ihracat pazarları ve jeopolitik konumu açısından doğrudan belirleyicidir. Petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi, Türkiye'nin cari açığını artırırken, enerji ithalatına olan bağımlılığı kalıcı bir kırılganlık oluşturuyor. Öte yandan, Afrika'da artan yeşil enerji yatırımları ve ticaret hacmi, Türk müteahhitlik ve enerji firmaları için yeni iş fırsatları sunuyor. BAE ve Suudi Arabistan'la gelişen ikili ilişkiler, savunma sanayi başta olmak üzere ortak projeleri de beraberinde getirebilir. Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak bu dönüşümden pay alması, dış politikada proaktif adımlar ve ticaret anlaşmalarının çeşitlendirilmesine bağlıdır.