Vladimir Putin, 24 Şubat 2022'de Ukrayna'yı işgal ettiğini duyurduğu konuşmasında, Batı'nın işlediği suçlar listesinin başına yalnızca birkaç dakika içinde Belgrad'ı yerleştirdi. Irak'tan, Libya'dan, Suriye'den önce Belgrad geliyordu: “Önce Yugoslavya'ya karşı kanlı bir askeri operasyon yürütüldü...” Putin'in bu sözleri, Sırbistan'ın Rusya için ne denli merkezi bir sembol olduğunu bir kez daha gösterdi. Ancak bugün, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán'ın siyasi gerilemesi, Sırbistan'ın uzun süredir dayandığı jeopolitik dengeyi tehdit ediyor. Orbán, Sırbistan'ın Batı ile Rusya arasında manevra yapmasını sağlayan en önemli dış destekçiydi. Onun zayıflaması, Belgrad'ın AB üyelik sürecinde ve Kosova meselesinde elini zayıflatabilir.
Orbán'ın Düşüşü ve Sırbistan'ın Denge Stratejisi
Viktor Orbán, 2010'dan bu yana Macaristan'ı otoriter bir çizgide yönetiyor ve Avrupa Birliği içinde Rusya'ya en yakın lider olarak biliniyor. Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić için Orbán, hem AB'den kopmadan hem de Rusya ile ilişkileri sürdürmenin formülünü sunuyordu. Orbán'ın AB içinde Sırbistan'a verdiği destek, özellikle Kosova ile diyalog ve yaptırımlar konusunda Belgrad'a alan açıyordu. Ancak 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından Orbán'ın etkisi azaldı; Macaristan ekonomisi stagflasyonla boğuşurken, AB fonları donduruldu ve Budapeşte'nin veto gücü zayıfladı. Bu durum, Sırbistan'ın “iki sandalyeli” dış politikasını sürdürmesini zorlaştırıyor.
Sırbistan, Rusya'nın Ukrayna işgaline yönelik AB yaptırımlarına katılmadı ve Çin ile de yakın ilişkiler geliştirdi. Ancak AB, Sırbistan'ın en büyük ticaret ortağı ve yatırımcısı konumunda. Vučić, bir yandan AB üyelik müzakerelerini yürütürken diğer yandan Moskova ile gaz anlaşmalarını sürdürüyor. Orbán'ın zayıflaması, Vučić'in AB içindeki en güçlü savunucusunu kaybetmesi anlamına geliyor. Özellikle Almanya ve Fransa'nın Sırbistan'a yönelik baskısı artabilir; Kosova'nın bağımsızlığını tanıma ve Rusya'ya yaptırım uygulama talepleri daha yüksek sesle dile getirilebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Batı Balkanlar'da Güç Boşluğu
Orbán'ın gerilemesi yalnızca Sırbistan'ı değil, tüm Batı Balkanlar'ı etkiliyor. Macaristan, Bosna-Hersek'teki Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska) lideri Milorad Dodik'e verdiği destekle biliniyordu. Orbán'ın zayıflaması, Dodik'in ayrılıkçı söylemlerini de frenleyebilir. Öte yandan, AB'nin genişleme politikası son yıllarda yeniden canlandı; Ukrayna ve Moldova'ya aday statüsü verilmesi, Batı Balkanlar için de bir ivme yarattı. Ancak Sırbistan'ın Rusya'ya olan bağımlılığı, bu süreci yavaşlatıyor.
Rusya için Sırbistan, Balkanlar'daki en önemli müttefiki ve Avrupa'daki etkisini sürdürme aracı. Putin'in Belgrad'a verdiği önem, Kosova savaşı sırasında NATO'nun Yugoslavya'yı bombalamasını “Batı'nın ilk günahı” olarak nitelendirmesinden geliyor. Kremlin, Sırbistan üzerinden AB'yi bölmeye ve NATO'nun genişlemesini engellemeye çalışıyor. Orbán'ın düşüşü, Rusya'nın bu stratejisinde bir gedik açabilir. ABD ve AB, Sırbistan'ı Rusya'dan koparmak için daha fazla ekonomik ve siyasi teşvik sunabilir. Ancak Vučić, iç kamuoyundaki milliyetçi duyguları ve Kosova meselesini kullanarak bu baskıyı dengelemeye çalışacaktır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sırbistan'daki siyasi kayma, Türkiye'nin Balkanlar'daki denge politikasını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Kosova'nın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biri olarak Priştine ile yakın ilişkilere sahip; ancak Belgrad ile de ekonomik ve diplomatik bağlarını güçlendiriyor. Orbán'ın zayıflaması, Türkiye'nin bölgede alternatif bir denge unsuru olarak öne çıkmasına zemin hazırlayabilir. Türkiye, Rusya ile Batı arasında sıkışan Sırbistan'a arabuluculuk önererek etkisini artırabilir. Ayrıca, Batı Balkanlar'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları açısından risk oluşturur. Bu nedenle Ankara, Belgrad ile Priştine arasındaki diyaloğu desteklemeye devam edecektir.