Hindistan'da 2012 yılında meydana gelen ve ülke çapında büyük tepki çeken Nirbhaya toplu tecavüz ve cinayet davasının üzerinden 14 yıl geçti. Olay, 16 Aralık 2012'de Yeni Delhi'de özel bir otobüste seyahat eden tıp öğrencisi Jyoti Singh'in altı kişi tarafından vahşice tecavüz edilip öldürülmesiyle meydana gelmişti. Olay sonrası dört saldırgan idam edilmiş, biri cezaevinde intihar etmiş, bir diğeri ise yaşı küçük olduğu için daha hafif ceza almıştı. Bu dava, Hindistan'da kadın güvenliği konusunda ulusal bir farkındalık yarattı ve yasal düzenlemeleri beraberinde getirdi. Ancak aradan geçen sürede kadınlara yönelik şiddet olayları son bulmadı; toplumsal zihniyet ve uygulama eksiklikleri sorunun devam etmesine neden oluyor.
Nirbhaya davası sonrası yasal reformlar
Nirbhaya davası, Hindistan'da kadın hakları ve güvenliği konusunda bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Olayın ardından hükümet, 2013 yılında Ceza Kanunu'nda değişiklik yaparak cinsel saldırı suçlarına yönelik cezaları ağırlaştırdı. Ölüm cezası da dahil olmak üzere daha sert yaptırımlar getirildi. Ayrıca, hızlı yargılama için özel mahkemeler kuruldu, kadın polis memurlarının sayısı artırıldı ve şehirlerde güvenlik kameraları yaygınlaştırıldı. 2018'de ise 12 yaşından küçük çocuklara yönelik cinsel saldırılar için idam cezası getirildi. Bu yasal düzenlemeler, kadın örgütleri ve aktivistler tarafından olumlu karşılandı ancak uygulamada hâlâ boşluklar bulunuyor.
Bhavya Gupta, 2012'de 4. sınıf öğrencisiydi ve öğretmeni olayı sınıfta anlatarak farkındalık yaratmaya çalışmıştı. Gupta, o günden bu yana Hindistan'da kadın güvenliği konusunda önemli adımlar atıldığını ancak hâlâ kat edilmesi gereken çok yol olduğunu belirtiyor. Örneğin, kırsal bölgelerde kadınlar hâlâ güvenlikten yoksun; polis kayıtlarına yansımayan çok sayıda şiddet olayı yaşanıyor. Ayrıca, mağdurların suç duyurusunda bulunma sürecinde karşılaştıkları damgalama ve korku, adalete erişimi zorlaştırıyor.
2022 yılında Hindistan Ulusal Suç Kayıt Bürosu (NCRB) verilerine göre, ülkede her gün ortalama 90 tecavüz vakası bildiriliyor. Ancak uzmanlar, gerçek sayının çok daha yüksek olduğunu, çünkü birçok olayın aile baskısı, toplumsal utanç veya polise güvensizlik nedeniyle kayda geçmediğini vurguluyor. Kadın hakları savunucuları, yasal reformların yeterli olmadığını, toplumsal cinsiyet eşitliği eğitiminin okul müfredatına girmesi ve zihniyet değişiminin şart olduğunu söylüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hindistan'daki kadın güvenliği sorunu, sadece ülke içi bir mesele olarak kalmıyor; Güney Asya genelinde de benzer sorunlar yaşanıyor. Pakistan, Bangladeş ve Sri Lanka gibi ülkelerde de kadına yönelik şiddet yaygın ve yasal düzenlemeler sınırlı. Hindistan'ın bu konudaki deneyimi, bölge ülkeleri için bir referans noktası oluşturuyor. Öte yandan, küresel kamuoyu da Hindistan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ve uluslararası insan hakları örgütleri, Hindistan'ı kadın güvenliği konusunda daha etkili adımlar atmaya çağırıyor. 2012'den bu yana Hindistan'da kadın hareketi güçlendi ve daha fazla kadın sokaklara çıkarak haklarını arıyor. Bu durum, ülkenin demokratik dokusunu da etkiliyor.
Ancak, Hindistan'ın federal yapısı ve farklı eyaletlerdeki uygulama farklılıkları, sorunun çözümünü zorlaştırıyor. Örneğin, Kerala ve Tamil Nadu gibi güney eyaletleri kadın güvenliği konusunda daha ilerici politikalar izlerken, kuzeydeki Bihar ve Uttar Pradesh gibi eyaletlerde durum daha kötü. Ayrıca, son yıllarda artan aşırı sağcı milliyetçi söylem, kadınların giyim tarzı ve davranışları üzerinden yapılan ahlaki yargılamaları körüklüyor. Bu da kadınların kamusal alanda daha fazla baskı hissetmesine yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan'daki kadın güvenliği tartışması, Türkiye için de önemli dersler içeriyor. Türkiye'de de kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri son yıllarda artış gösterdi; İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı uluslararası alanda eleştirildi. Hindistan örneği, yasal reformların tek başına yeterli olmadığını, toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi ve zihniyet dönüşümünün şart olduğunu gösteriyor. Türkiye, kadın hakları konusunda AB ve BM ile işbirliğini güçlendirerek uluslararası standartlara uyum sağlayabilir. Ayrıca, Hindistan'ın yaşadığı deneyim, gelişmekte olan ülkelerin kadın güvenliği konusunda benzer zorluklarla karşılaştığını ortaya koyuyor. Türkiye, bölgesel bir model olarak kadın hakları konusunda öncü rol üstlenebilir. Ancak bunun için öncelikle iç hukukta ve uygulamada etkili adımlar atması gerekiyor.