İsrail'de 27 Ekim'de yapılacak genel seçimlere sayılı günler kala, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun karşısına ana muhalefet adayı olarak çıkmaya hazırlanıyor. Ülkenin siyasi tarihinde bir dönüm noktası olarak görülen seçim, Netanyahu'nun 15 yıllık iktidarına son verip vermeyeceği sorusu etrafında şekilleniyor. Eisenkot'un yükselişi, İsrail siyasetinde güvenlik kökenli liderlere duyulan özlemi ve mevcut hükümete yönelik derin hoşnutsuzluğu ortaya koyuyor.
Eisenkot'un Siyasi Yükselişi ve Seçim Stratejisi
Gadi Eisenkot, 2015-2019 yılları arasında İsrail Genelkurmay Başkanlığı görevini yürütmüş, ordudaki 40 yıllık kariyeri boyunca özellikle Lübnan ve Gazze'deki operasyonlarda üstlendiği rollerle tanınmış bir isim. Emekliliğinin ardından siyasete atılma kararı alan Eisenkot, kendisini Netanyahu'nun 'güvenlikçi' söylemine alternatif olarak konumlandırıyor. Seçim kampanyasında toplumsal kutuplaşmayı azaltmayı, hukukun üstünlüğünü güçlendirmeyi ve Filistin sorununda müzakereci bir hat izlemeyi vaat ediyor. Bu söylem, özellikle orta sınıf ve liberal seçmenler arasında karşılık bulurken, İsrail'de son dönemde artan siyasi kriz ve güvenlik endişeleri Eisenkot'un elini güçlendiriyor.
Anketlere göre Eisenkot ve Netanyahu'nun liderliğindeki Likud Partisi arasındaki fark giderek kapanıyor. Bazı kamuoyu yoklamaları Eisenkot'un oluşturabileceği koalisyonun 61 sandalye barajını aşabileceğini öngörürken, bu durum İsrail'de iki kutuplu bir siyasi tablo yaratıyor. Eisenkot'un seçim vaatleri arasında ekonomi yönetiminde şeffaflık, yolsuzlukla mücadele ve yargı bağımsızlığının korunması gibi başlıklar öne çıkıyor. Ayrıca, İsrail'de son yıllarda artan güvenlik tehditleri ve İran'ın nükleer programına yönelik endişeler, Eisenkot'un askeri geçmişini seçmen nezdinde önemli bir avantaj haline getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Etkileri
İsrail'deki bu seçimin sonucu yalnızca ülke içindeki dengeleri değil, bölgesel ve küresel politikaları da derinden etkileme potansiyeli taşıyor. Netanyahu döneminde İran'a yönelik sert tutum ve Filistin meselesinde tıkanıklık, bölgede tansiyonun yüksek kalmasına yol açtı. Eisenkot'un olası bir zaferi, İsrail'in dış politikasında kırılmalara neden olabilir; özellikle Filistin yönetimiyle yeniden müzakere masasının kurulması, İran konusunda ise daha uluslararası iş birliğine açık bir yaklaşımın benimsenmesi bekleniyor. Bu durumun, İsrail-ABD ilişkileri ve Körfez ülkeleriyle normalleşme süreci üzerinde de yansımaları olacaktır. ABD yönetimi, İsrail'deki seçimleri yakından izlerken, Eisenkot'un 'güvenlik ve diplomasi' denklemini yeniden kurma vaadi ABD'nin Ortadoğu politikalarıyla kısmi örtüşme gösteriyor.
Öte yandan, İsrail'in iç siyasetindeki bu değişim rüzgarı, bölge ülkelerinde de dikkatle takip ediliyor. Özellikle Mısır ve Ürdün gibi barış anlaşması imzalamış ülkeler, İsrail-Palestin meselesindeki duruşun yumuşamasından memnuniyet duyabilir. Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşme sürecinin devamı da seçim sonuçlarına bağlı olarak şekillenebilir. İsrail'deki hükümet değişikliği, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda yeni diyalog kapıları aralayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'deki seçim sonuçlarını bölgesel istikrar açısından yakından izliyor. Netanyahu'nun iktidarda kaldığı süre boyunca Türkiye-İsrail ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir izlemiş, özellikle Filistin politikaları ve Doğu Akdeniz'deki rekabet iki ülke arasında gerginlik yaratmıştı. Eisenkot'un liderliğindeki bir hükümet, Türkiye ile ilişkilerde yeni bir sayfa açılmasına fırsat sunabilir. İsrail'in Filistin konusunda daha ılımlı bir çizgiye gelmesi, Türkiye'nin bölgesel aktör olarak elini güçlendirebilir. Ayrıca, enerji alanındaki iş birliği potansiyeli, iki ülke arasındaki ticari ve diplomatik ilişkileri olumlu yönde etkileyebilir. Ancak, seçim sonuçları ne olursa olsun, Türkiye'nin Orta Doğu'daki çıkar çatışmaları göz önünde bulundurulduğunda, ilişkilerdeki temel dinamiklerin kısa vadede radikal biçimde değişmesi beklenmemektedir.