İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaklaşan ulusal seçimler öncesinde eski siyasi taktiğine geri döndü: mağduriyet, suçlama ve sorumluluk kaydırma. Netanyahu, kendisini soykırım uygulamakla suçlayan uluslararası eleştirilere rağmen, kendisini bir kurban olarak sunarak seçmen tabanını konsolide etmeye çalışıyor. Bu strateji, İsrail siyasetinde uzun yıllardır kullandığı bir yöntem olarak biliniyor.
Netanyahu'nun Siyasi Geçmişi ve Mağduriyet Söylemi
Netanyahu, siyasi kariyeri boyunca kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmek ve destekçilerini mobilize etmek için sürekli olarak mağduriyet kartını oynadı. Yolsuzluk davalarından Gazze'deki askeri operasyonlara kadar geniş bir yelpazede eleştirilerle karşılaşan Netanyahu, her seferinde bu eleştirileri siyasi bir komplo olarak nitelendirdi. Özellikle 2023 yılında patlak veren yolsuzluk davalarında kendisini "sol medya ve bürokratik elitin hedefi" olarak göstermişti.
Şimdi ise Netanyahu, Gazze'deki son çatışmalarda İsrail'in uluslararası alanda artan izolasyonunu ve soykırım iddialarını bir tehdit olarak kullanıyor. Kendi anlatısına göre, İsrail düşmanları tarafından kuşatılmış durumda ve kendisi bu kuşatmaya karşı direnen tek lider. Bu söylem, özellikle sağcı seçmen tabanında yankı buluyor. Netanyahu, seçim kampanyasında "güvenlik" ve "uluslararası baskıya boyun eğmeme" temalarını öne çıkararak, kendisini İsrail'in bekası için vazgeçilmez bir figür olarak konumlandırıyor.
Gazze'deki Soykırım İddiaları ve Uluslararası Tepkiler
İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri operasyonları, 2023 Ekim'inden bu yana on binlerce sivilin ölümüne yol açtı. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, İsrail'i soykırım suçu işlemekle suçluyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Netanyahu hakkında tutuklama emri çıkarma sürecini başlattı. Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı soykırım davası devam ediyor. Bu gelişmeler, İsrail'in uluslararası meşruiyetini ciddi şekilde sarstı.
Ancak Netanyahu, bu suçlamaları "antisemitizm" ve "İsrail düşmanlığı" olarak nitelendirerek reddediyor. Kendi anlatısında, İsrail kendini savunan taraf, Netanyahu ise bu savunmanın lideri. Bu söylem, Batı'daki bazı liderler tarafından da destekleniyor olsa da, küresel kamuoyunda İsrail'e yönelik eleştiriler her geçen gün artıyor. Netanyahu'nun seçim stratejisi, bu eleştirileri iç politikada bir avantaja çevirmeye dayanıyor: "Dünya bize karşı, ama biz yılmayacağız."
Seçim Öncesi İç Siyasi Dinamikler
İsrail'de yaklaşan seçimler, Netanyahu için bir hayatta kalma mücadelesi niteliğinde. Anketler, Netanyahu'nun liderliğindeki Likud partisinin oy kaybettiğini gösteriyor. Muhalefet partileri, Netanyahu'nun yolsuzluk ve güvenlik politikalarını eleştirerek alternatif bir vizyon sunmaya çalışıyor. Ancak Netanyahu, kutuplaştırıcı söylemi ve medya manipülasyonuyla seçmen tabanını konsolide etmeyi başarıyor.
Netanyahu'nun seçim kampanyasının ana eksenini, kendisine yönelik yargı süreçlerini "siyasi darbe" olarak sunmak oluşturuyor. Destekçilerine, "Ben olmazsam İsrail yok olur" mesajı veriyor. Bu strateji, daha önceki seçimlerde de işe yaramıştı. Ancak bu kez, Gazze'deki yıkım ve uluslararası baskılar, kamuoyunda daha derin bir sorgulamaya yol açmış durumda. İsrail toplumu, güvenlik ve ekonomi arasında sıkışmış durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Netanyahu'nun seçim stratejisi, sadece İsrail iç siyasetini değil, Orta Doğu'nun tamamını etkiliyor. Gazze'deki insani kriz, bölgesel istikrarı tehdit ediyor. İran, Hizbullah ve diğer aktörler, İsrail'e yönelik tehditlerini sürdürüyor. ABD yönetimi, İsrail'e verdiği desteği sorgulamaya başladı. Avrupa ülkeleri, Filistin devletini tanıma yönünde adımlar atıyor. Netanyahu'nun uzlaşmaz tutumu, İsrail'in bölgesel izolasyonunu derinleştiriyor.
Küresel düzeyde ise, soykırım iddiaları ve UCM süreci, Netanyahu'nun uluslararası alanda yalnızlaşmasına neden oluyor. Ancak Netanyahu, bu yalnızlaşmayı bir güç gösterisine dönüştürmeye çalışıyor: "Biz kimseye boyun eğmeyiz." Bu söylem, iç kamuoyunda belirli bir kesimi tatmin etse de, İsrail'in uzun vadeli güvenliği için riskler barındırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Netanyahu'nun seçim stratejisi ve Gazze'deki soykırım iddiaları, Türkiye'nin Orta Doğu politikasını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Filistin davasını destekleyen ve İsrail'in eylemlerini eleştiren bir tutum sergiliyor. Netanyahu'nun mağduriyet söylemi, Türkiye'nin bölgesel barış ve istikrar çabalarını zorlaştırıyor. Ayrıca, İsrail'in izolasyonu, Türkiye'nin enerji ve ticaret koridorları açısından risk oluşturuyor. Türkiye, Gazze'deki insani krizin sona ermesi ve iki devletli çözümün hayata geçmesi için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Netanyahu'nun seçim kazanma uğruna bölgesel istikrarı feda etmesi, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomi çıkarlarına aykırı düşüyor.