İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yayınlanan bir video mesajında, İsrail ordusunun güney Lübnan'da konuşlanmaya devam edeceğini ve Hizbullah'ın silahsızlanması sağlanana kadar bölgeden çekilmeyeceğini duyurdu. Netanyahu'nun bu açıklaması, Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun ateşkes çağrılarına rağmen geldi. İsrail ordusu, Ekim ayından bu yana sınır ötesi operasyonlarını sürdürüyor ve Hizbullah'ın roket saldırılarına karşılık olarak Lübnan'ın güneyinde tampon bölge oluşturmayı hedefliyor.
Gelişmenin arka planı
Netanyahu'nun açıklaması, İsrail'in kuzey sınırında haftalardır süren çatışmaların ardından geldi. Hizbullah, Gazze'deki savaşın başlamasından bu yana İsrail'e yönelik roket ve füzelerle saldırılarını artırdı. İsrail ordusu, bu saldırılara karşılık olarak Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah mevzilerini hedef alan hava saldırıları düzenlerken, kara birlikleri de sınır ötesinde operasyonlar gerçekleştirdi. Netanyahu, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının bölgesel istikrar için önkoşul olduğunu vurguladı. Bu ifade, 2006'daki Lübnan savaşının ardından kabul edilen BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararını hatırlatıyor. Karar, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını ve güney Lübnan'da BM barış gücü UNIFIL dışında hiçbir silahlı grubun bulunmamasını öngörüyordu. Ancak 18 yıldır bu karar tam olarak uygulanamadı ve Hizbullah, İran'ın da desteğiyle askeri kapasitesini önemli ölçüde artırdı.
Netanyahu'nun açıklaması, aynı zamanda İsrail iç siyasetine yönelik bir mesaj olarak da değerlendiriliyor. Savaş kabinesindeki aşırı sağcı partiler, ateşkese karşı çıkıyor ve Hizbullah'a karşı daha sert bir askeri tutum izlenmesini talep ediyor. Netanyahu, bu kesimleri memnun etmek için Lübnan'da kalıcı bir askeri varlık sinyali verirken, uluslararası alanda ise ateşkes baskısıyla karşı karşıya. ABD ve Fransa, İsrail ile Lübnan arasında geçici bir ateşkes sağlanması için diplomatik girişimlerde bulunuyor ancak şu ana kadar somut bir ilerleme kaydedilebilmiş değil.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail'in güney Lübnan'da kalıcı olacağı yönündeki bu açıklama, bölgede yeni bir çatışma dalgasına yol açma potansiyeli taşıyor. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, daha önce yaptığı konuşmalarda, İsrail'in Lübnan topraklarındaki herhangi bir askeri varlığına karşılık vereceğini belirtmişti. Bu durum, iki taraf arasında doğrudan bir savaş riskini artırıyor. Öte yandan İran, Hizbullah'ın ana destekçisi olarak, olası bir geniş çaplı çatışmada müttefikine lojistik ve askeri destek sağlayabilir. İsrail ise ABD'nin askeri desteğine güveniyor; ancak Washington, bölgesel bir savaşın önlenmesi için İsrail'e ateşkes yapması yönünde baskı yapıyor.
BM ve birçok ülke, İsrail'in Lübnan'daki varlığının uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor. Lübnan hükümeti, İsrail'in egemenliğini ihlal ettiğini belirterek acilen çekilmesini talep ediyor. Ancak Lübnan'ın zayıf siyasi yapısı ve ekonomik krizi, hükümetin bu talebi askeri olarak desteklemesini zorlaştırıyor. Ateşkes girişimleri devam ederken, Netanyahu'nun bu açıklaması diplomatik çabaları baltalayabilir ve tansiyonu daha da yükseltebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Netanyahu'nun güney Lübnan'da kalıcı olma sinyali, Türkiye'nin bölgesel istikrar kaygılarını artırmaktadır. Türkiye, uzun süredir Lübnan'daki siyasi sürece destek verirken, Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunda ise İsrail'den farklı bir pozisyona sahiptir. Türkiye, Hizbullah'ı meşru bir siyasi aktör olarak görmekte ve silahlı kanadının varlığını Lübnan'ın iç meselesi olarak değerlendirmektedir. Bu bağlamda, İsrail'in Lübnan'daki askeri varlığı, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını da doğrudan etkileyebilecek bir gelişmedir. Türkiye, bölgede yeni bir çatışmanın kaosa yol açacağını ve bunun da mülteci akınları, enerji güvenliği ve ticaret yolları üzerinde olumsuz etkiler yaratacağını düşünmektedir. Ankara, İsrail-Lübnan arasında diyalog ve diplomatik çözümden yana tavır alarak, ateşkesin sağlanması için uluslararası girişimleri desteklemektedir.