Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Cumartesi günü işgal altındaki Doğu Kudüs'teki kiliseleri ve Hristiyan kurumlarını, İsrail'in "Arnona" olarak bilinen belediye emlak vergisini dayatma girişimlerini reddetmeye çağırdı. Abbas, bu adımın şehrin Hristiyan varlığını ve tarihi karakterini tehdit ettiği uyarısında bulundu. Filistin liderinin açıklaması, İsrail'in Kudüs Belediyesi'nin kiliselere ve Hristiyan kuruluşlara yönelik vergi tahsilatını artırma çabalarının ardından geldi. Abbas, yaptığı yazılı açıklamada, "Kudüs'teki Hristiyan varlığı, tarihi ve manevi statüsü ciddi bir tehdit altındadır. Tüm kiliseleri ve Hristiyan kurumlarını bu haksız vergiye karşı durmaya ve İsrail'in dayatmalarını reddetmeye çağırıyorum" ifadelerini kullandı.
Gelişmenin Arka Planı
"Arnona" vergisi, Kudüs'teki mülk sahiplerinden alınan bir belediye emlak vergisi olup, uzun yıllardır kiliseler ve dini kurumlar bu vergiden muaf tutulmaktaydı. Ancak son yıllarda İsrail yönetimi, özellikle de sağcı Belediye Başkanı Moshe Lion liderliğindeki Kudüs Belediyesi, bu muafiyeti kaldırarak kiliselerden vergi tahsilatına başlamıştı. 2018 yılında İsrail Yüksek Mahkemesi, kiliselerin ticari olarak kullanılmayan bölümlerinin vergiden muaf olduğuna karar vermiş, ancak belediye bu kararı uygulamakta direnmişti. Filistin lideri Abbas, bu vergi dayatmasının sadece ekonomik bir yük olmadığını, aynı zamanda Kudüs'ün çok kültürlü ve çok dinli yapısına yönelik bir saldırı olduğunu vurguladı. Abbas, "Kudüs, üç semavi dinin kutsal şehridir. İsrail'in bu tek taraflı adımları, şehrin tarihi dokusuna ve uluslararası statüsüne zarar vermektedir" dedi. Kiliseler arasında Kutsal Kabir Kilisesi, Kudüs Rum Ortodoks Patrikhanesi ve Ermeni Patrikhanesi gibi önemli kurumlar bulunuyor. Bu kurumlar, vergi dayatmasının kendilerini iflasa sürükleyebileceği uyarısında bulunmuşlardı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kudüs'teki Hristiyan varlığının korunması, sadece dini bir mesele değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel bir öneme sahip. Şehir, Hristiyanlık için en kutsal yerlerden biri olan Kutsal Kabir Kilisesi'ne ev sahipliği yapıyor. Ayrıca, Kudüs'teki Hristiyan toplumu, yüzyıllardır şehrin çok dinli yapısının önemli bir parçası olmuştur. Ancak son yıllarda, İsrail'in politikaları ve artan gerilimler nedeniyle Hristiyan nüfusunda ciddi bir azalma yaşanıyor. 1948'de nüfusun yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan Hristiyanlar, bugün sadece yüzde 1-2 seviyesine gerilemiş durumda. Abbas'ın bu çağrısı, uluslararası toplumun da dikkatini çekti. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Vatikan gibi kurumlar, daha önce Kudüs'teki Hristiyan varlığının korunması çağrısında bulunmuştu. Özellikle Vatikan, İsrail ile yaptığı anlaşmalarda kilise mallarının vergiden muaf olması konusunda ısrarcı olmuştu. Analistlere göre, bu vergi krizi, İsrail-Filistin çatışmasının dini boyutunu daha da derinleştirebilir. Aynı zamanda, İsrail'in uluslararası alandaki imajına da zarar verme potansiyeli taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kudüs'ün statüsü konusunda tarihsel olarak Filistin davasını desteklemiş ve İsrail'in işgal politikalarını eleştirmiştir. Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Kudüs'teki Hristiyan ve Müslüman varlığının korunması yönündeki tutumuyla örtüşmektedir. Türkiye, özellikle son yıllarda Filistin yönetimiyle yakın ilişkiler kurmuş ve Kudüs'teki dini kurumlara destek vermiştir. Abbas'ın bu çağrısı, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik pozisyonunu güçlendirebilir. Ayrıca, Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinde bu tür gelişmeler, tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Öte yandan, Türkiye'nin Vatikan ve Avrupa Birliği ile ortak bir duruş sergilemesi, uluslararası platformda iş birliği fırsatları yaratabilir. Sonuç olarak, bu konu Türkiye'nin hem bölgesel hem de küresel düzeydeki dış politikasında önemli bir gündem maddesi olmaya devam edecektir.