Nepal Başbakanı K.P. Sharma Oli, ülkenin kuzeyindeki Himalaya bölgesinde meydana gelen ve onlarca kişinin ölümüne ve büyük maddi hasara yol açan ani sel felaketinin ardından, gelişmiş ülkelere iklim değişikliğiyle mücadelede daha fazla sorumluluk alma çağrısında bulundu. Oli, felaketin doğrudan iklim değişikliğinin bir sonucu olduğunu vurgulayarak, dünya genelindeki sera gazı emisyonlarının azaltılması ve gelişmekte olan ülkelere iklim finansmanı sağlanması gerektiğini belirtti. Nepal hükümeti, afet bölgelerine acil yardım ekipleri sevk ederken, Başbakan Oli uluslararası toplumun bu tür felaketlere karşı daha hazırlıklı olabilmek için ortak bir strateji geliştirmesi gerektiğini söyledi.
Felaketin Arka Planı ve Boyutu
Geçtiğimiz günlerde Nepal'in başkenti Katmandu'nun kuzeyindeki dağlık bölgelerde şiddetli yağışların tetiklediği ani seller ve çamur akıntıları, en az 30 kişinin hayatını kaybetmesine, onlarca kişinin kaybolmasına ve birçok köyün yıkılmasına neden oldu. Özellikle Melamchi Nehri çevresindeki yerleşimler büyük zarar gördü; köprüler yıkıldı, yollar toprak altında kaldı ve binlerce kişi evsiz kaldı. Nepal ordusu ve polis ekipleri, helikopterlerle bölgeye sevk edilerek kurtarma çalışmalarına başladı. Hükümet yetkilileri, kayıp kişi sayısının artabileceğini ve hasarın milyonlarca dolarla ifade edildiğini açıkladı. Bu felaket, Nepal'in kırılgan ekosistemi ve altyapısının iklim değişikliğine ne kadar duyarlı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Uzmanlar, Himalayalar'ın küresel ısınma nedeniyle hızla eriyen buzulları ve değişen yağış rejimleriyle, benzer felaketlerin gelecekte daha sık ve daha yıkıcı olacağı konusunda uyarıyor. Nepal, coğrafi konumu ve düşük gelişmişlik düzeyi nedeniyle iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Ülke, son yıllarda sel, kuraklık ve heyelan gibi doğal afetlerde belirgin bir artış yaşıyor. Bu durum, hem ülke içinde hem de uluslararası platformlarda acil iklim eylemi için yapılan çağrıları güçlendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu felaket, yalnızca Nepal'i değil, Güney Asya'nın genelini etkileyen iklim krizinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Hindistan, Bangladeş ve Pakistan gibi komşu ülkeler de benzer sel ve heyelan olaylarıyla sık sık karşı karşıya kalıyor. Himalaya bölgesi, Asya'nın önemli nehirlerinin kaynağı olduğu için, buzul erimesi ve aşırı hava olayları milyonlarca insanın su kaynağını tehdit ediyor. Bu durum, bölge ülkeleri arasında su kaynakları yönetimi konusunda iş birliğini zorunlu kılıyor. Öte yandan, Nepal'in çağrısı, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği müzakerelerinde sıkça dile getirdiği 'kayıp ve zarar' mekanizmasının önemini yeniden gündeme getiriyor. Nepal, BM İklim Değişikliği Konferansı'nda (COP) gelişmiş ülkelerin, tarihsel olarak en fazla karbon salımına neden oldukları için, iklim finansmanı ve teknoloji transferinde daha fazla sorumluluk alması gerektiğini savunuyor.
Küresel ölçekte, Himalayalar'daki buzul erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi ve hava düzenlerinin bozulması gibi etkileriyle tüm dünyayı ilgilendiren bir konu olarak kabul ediliyor. Bilim insanları, bu bölgedeki buzulların 2100 yılına kadar önemli bir kısmını kaybedebileceğini ve bunun milyarlarca insanın su kaynaklarını olumsuz etkileyeceğini tahmin ediyor. Bu nedenle, Nepal'deki felaket, sadece ulusal bir sorun değil, küresel iklim politikalarının yetersizliğinin bir göstergesi olarak görülüyor. Uluslararası toplumun, gelişmekte olan ülkelere iklim değişikliğine uyum ve afet risk azaltma konusunda daha fazla destek vermesi gerektiği belirtiliyor. Nepal'in bu çağrısının, önümüzdeki dönemde yapılacak uluslararası iklim zirvelerinde önemli bir gündem maddesi haline gelmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerini yakından hisseden bir ülke olarak, Nepal'deki bu felaket ve sonrasındaki gelişmeleri dikkatle izliyor. Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne taraf olarak ve Paris Anlaşması'nı onaylayarak iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası taahhütlerde bulunmuş durumda. Bu bağlamda, Nepal'in gelişmekte olan ülkeler adına yaptığı finansman çağrıları, Türkiye'nin de desteklediği 'ortak ancak farklılaştırılmış sorumluluklar' ilkesiyle örtüşüyor. Türkiye, kendi kırılgan ekosistemleri ve afet riskleri nedeniyle benzer felaketlere maruz kalma potansiyeli taşıyor. Dolayısıyla, Nepal'deki sel felaketi, Türkiye'nin afet yönetimi ve iklim değişikliğine uyum politikalarını güçlendirmesi gerektiğini hatırlatıcı bir nitelik taşıyor. Ayrıca, bu tür felaketlerin bölgesel istikrar üzerindeki etkileri, Türkiye'nin insani yardım ve kalkınma iş birliği çabaları kapsamında Nepal'e destek olabileceği fırsatları da gündeme getiriyor.