NATO, son yılların en kapsamlı savunma tedarik programını başlatarak, aralarında Alman Rheinmetall ve ABD’li Lockheed Martin’in de bulunduğu büyük savunma şirketleriyle milyarlarca dolar değerinde sözleşme imzaladı. İttifak, Doğu Avrupa’da artan tehditlere karşı caydırıcılığı artırma amacıyla hava savunma sistemleri, mühimmat ve lojistik altyapıya yönelik bu dev yatırımları hayata geçiriyor. Söz konusu anlaşmalar, küresel savunma bütçelerindeki büyümeyi ve yatırımcılar için sektördeki potansiyeli gözler önüne seriyor. Uzmanlar, bu harcamaların önümüzdeki yıllarda da artarak devam edeceğini öngörüyor.
Rekor sipariş birikimi: Şirketlerin bilançoları şişiyor
Rheinmetall, başta Leopard 2 ana muharebe tankları olmak üzere mühimmat ve lojistik araçlar için 5 milyar avronun üzerinde yeni sipariş aldığını açıkladı. Lockheed Martin ise F-35 savaş uçakları ve Patriot hava savunma sistemleri için NATO üyesi ülkelerden 7 milyar dolar değerinde sözleşme kazandı. Her iki şirket de önümüzdeki iki yıl boyunca üretim kapasitelerini artırma planlarını duyurdu. NATO'nun 2024'te başlattığı bu tedarik dalgası, üye ülkelerin GSYİH'lerinin en az yüzde 2'sini savunmaya ayırma taahhüdünü yerine getirme çabalarıyla da örtüşüyor. Polonya, Romanya ve Baltık ülkeleri gibi doğu kanadı ülkeleri en büyük alıcılar arasında yer alıyor. Bu durum, savunma hisselerinin borsalarda rekor seviyelere ulaşmasına neden oldu; Rheinmetall hisseleri geçen yıl yüzde 80 değer kazandı.
Bölgesel güç dengeleri ve küresel etkiler
NATO'nun bu anlaşmaları, sadece askeri kapasiteyi değil, aynı zamanda ittifak içindeki sanayi iş birliğini de derinleştiriyor. ABD ve Avrupalı firmalar arasındaki ortaklıklar, teknoloji transferini hızlandırırken, Avrupa savunma entegrasyonuna da katkı sağlıyor. Ancak bu durum, Çin ve Rusya gibi rakip güçlerin tepkisine yol açıyor. Özellikle Ukrayna savaşının ardından, NATO ülkelerinin stoklarını doldurma telaşı, küresel silah ticaretinde yeni bir dönemi başlattı. Analistler, bu eğilimin en az on yıl daha süreceğini ve Orta Doğu'dan Asya-Pasifik'e kadar pek çok bölgedeki silahlanma yarışını tetikleyeceğini belirtiyor. Yatırımcılar için savunma sektörü, jeopolitik risklerin yanı sıra istikrarlı nakit akışı sunan bir liman olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO'nun en büyük ordularından birine sahip olmasına rağmen, son yıllarda Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi alımı nedeniyle ABD ve bazı NATO müttefikleriyle gerilim yaşamıştı. Bu dev savunma anlaşmaları, Türkiye'nin ittifak içindeki sanayi iş birliğine katılımını yeniden gündeme getirebilir. Özellikle yerli savunma firmaları ASELSAN ve TAI'nin, mühimmat ve teknoloji transferi alanında NATO programlarına entegre olma potansiyeli bulunuyor. Ancak Türkiye'nin bu pastadan pay alabilmesi için siyasi engelleri aşması ve ittifak standartlarına uyumunu güçlendirmesi gerekiyor. Küresel savunma harcamalarındaki artış, Türkiye'nin savunma sanayisi ihracatı için de yeni pazarlar yaratabilir.