NATO liderleri, ABD Başkanı Donald Trump'ın katılımıyla bu hafta Brüksel'de düzenlenecek yıllık zirvede bir araya gelirken, ittifakın geleceği ve savunma yükünün paylaşımı gündemin ilk sırasında yer alıyor. Zirve öncesinde Avrupa ülkeleri, savunma harcamalarını artırma ve kendi güvenliklerine daha fazla sorumluluk alma konusunda somut adımlar atma hazırlığı yapıyor. Avrupa Politika Analizi Merkezi'nden (CEPA) David M. Cattler, bu dönüşümün neden kaçınılmaz olduğunu ve ittifakın geleceğini değerlendiriyor.
Gelişmenin Arka Planı
NATO'nun 2014 Galler Zirvesi'nde alınan karar uyarınca üye ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) en az yüzde 2'sini savunmaya ayırması hedefleniyordu. Ancak bu hedefe ulaşan ülke sayısı sınırlı kaldı. ABD Başkanı Trump, göreve geldiğinden bu yana Avrupalı müttefikleri savunma harcamalarını yeterince artırmamakla eleştiriyor ve ABD'nin NATO'ya yaptığı katkının adil olmadığını savunuyor. Bu yılki zirvede Trump'ın özellikle Almanya, Fransa ve İngiltere'ye yönelik baskıyı artırması bekleniyor. Öte yandan, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırgan politikaları ve Kırım'ı ilhakı, NATO'nun doğu kanadının güvenliğini yeniden düşünmeye itti. Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya'da konuşlandırılan çokuluslu tabur savaş grupları, caydırıcılığın bir parçası olarak takviye ediliyor.
Avrupa Birliği de kendi savunma inisiyatiflerini geliştiriyor. Kalıcı Yapısal İşbirliği (PESCO) ve Avrupa Savunma Fonu gibi mekanizmalarla üye ülkelerin ortak savunma projeleri geliştirmesi hedefleniyor. Ancak AB'nin NATO'ya alternatif değil, tamamlayıcı bir yapı olması gerektiği vurgulanıyor. Uzmanlara göre, Avrupa'nın savunma kapasitesini artırması, NATO'nun genel caydırıcılık gücünü de güçlendirecek.
Bölgesel ve Küresel Boyut
NATO zirvesi, sadece savunma harcamaları değil, aynı zamanda ittifakın güney sınırındaki tehditler, terörizmle mücadele ve siber güvenlik gibi konuları da ele alacak. Özellikle Suriye ve Irak'ta IŞİD'in yenilgiye uğratılmasının ardından bölgesel istikrarın sağlanması, NATO'nun daha aktif bir rol üstlenmesini gerektiriyor. Ayrıca Çin'in yükselişi ve bazı NATO üyelerinin Çin ile ekonomik bağları, ittifak içinde yeni tartışmalara yol açıyor. ABD, Çin'in 5G altyapısına yönelik endişelerini dile getirirken, bazı Avrupalı müttefikler Çin ile ticari ilişkilerin devam etmesinden yana. Zirvede bu konuların da ele alınması bekleniyor. Rusya'nın orta menzilli füze anlaşmasından (INF) çekilmesinin ardından, NATO'nun nükleer caydırıcılık politikası da yeniden değerlendirilebilir. Avrupa'da konuşlu ABD nükleer silahlarının modernizasyonu ve silah kontrol anlaşmalarının geleceği, zirvenin arka planındaki önemli başlıklardan.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO'nun güney kanadında kilit bir müttefik olarak öne çıkıyor. Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz'deki güvenlik krizleri, Türkiye'nin ittifak içindeki önemini artırıyor. Ancak S-400 hava savunma sistemi alımı nedeniyle ABD ile yaşanan gerilim, Türkiye'nin NATO entegrasyonunu sorgulatıyor. Zirvede Türkiye'nin ittifak içindeki konumu, Doğu Akdeniz'deki enerji keşifleri ve Libya'daki askeri varlığı gündeme gelecek. Türkiye'nin savunma harcamalarının GSYİH'ye oranı yüzde 2'nin üzerinde olsa da, S-400 krizinin aşılması ve F-35 programına dönüş konusunda somut adımlar atılması bekleniyor. Ayrıca NATO'nun terörle mücadele stratejisinde Türkiye'nin rolü ve PKK/YPG meselesi de ele alınacak. Türkiye'nin, Avrupa'nın savunma yükünü üstlenme çabalarına katkı sağlayabileceği, ancak S-400 krizinin çözülmemesi halinde ittifak içinde izolasyon riskiyle karşı karşıya kalabileceği değerlendiriliyor.