NATO'nun son zirvesi, müttefik ülkeler arasında imzalanan büyük silah anlaşmalarına sahne olurken, bu hamlelerin özellikle eski ABD Başkanı Donald Trump'ın olası dönüşüne karşı ittifakın savunma kabiliyetini ve dayanışmasını gösterme amacı taşıdığı belirtiliyor. Zirvede, Almanya ve Polonya'nın Patriot hava savunma sistemleri satın alması, Norveç'in ABD yapımı denizaltılar sipariş etmesi ve birçok ülkenin mühimmat stoklarını artırma kararı dikkat çekti. Bu adımlar, NATO'nun savunma harcamalarını GSYİH'nın yüzde 2'sine çıkarma hedefini pekiştiriyor ve özellikle Trump döneminde sıkça eleştirilen 'yük paylaşımı' konusuna yanıt niteliği taşıyor.
Artan savunma harcamaları ve yeni anlaşmalar
Zirvede en dikkat çekici gelişme, Almanya'nın ABD'den 36 adet F-35 savaş uçağı ve Patriot hava savunma sistemi satın almayı onaylaması oldu. Anlaşmanın toplam değeri 15 milyar doları aşarken, Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, 'Bu yatırımlar, caydırıcılık kapasitemizi artıracak ve ittifakın omurgasını güçlendirecek' dedi. Polonya da benzer şekilde ABD'den 6 adet Patriot bataryası satın almak için 4,5 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Norveç ise ABD Kongre onayı bekleyen 5 adet Virginia sınıfı denizaltı siparişi verdiğini duyurdu.
Bu anlaşmalar, NATO üyelerinin savunma bütçelerini artırma taahhütlerinin somut bir yansıması. Geçen yıl sadece 11 üye yüzde 2 hedefini tuttururken, bu yıl bu sayının 20'ye yükselmesi bekleniyor. ABD'nin NATO Büyükelçisi Julianne Smith, 'Bu zirve, Avrupalı müttefiklerimizin savunmaya daha fazla yatırım yapma konusundaki kararlılığını gösteriyor. Bu, ittifakın sağlığı için kritik bir sinyal' şeklinde konuştu.
Bölgesel ve küresel boyut: Rusya tehdidi ve ABD seçimleri
NATO'nun silah anlaşmalarıyla güçlenmesi, öncelikle Rusya'nın Ukrayna'daki savaşının yarattığı güvenlik endişelerine karşı bir yanıt olarak değerlendiriliyor. Ancak analistlere göre, bu hamlelerin bir diğer hedefi de ABD'deki siyasi belirsizlik. Trump'ın ikinci bir dönemde NATO'dan çekilme veya ittifakı zayıflatma ihtimaline karşı, Avrupalı müttefikler kendi savunma kapasitelerini artırarak Washington'a 'yükün eşit paylaşıldığı' mesajını vermek istiyor.
Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi'nden (ECFR) Jana Puglierin, 'Bu silah anlaşmaları, aslında Trump'a bir tür 'sigorta poliçesi' niteliği taşıyor. Müttefikler, kendi silahlarına daha fazla yatırım yaparak, ABD desteğinin azalması durumunda bile ayakta kalabileceklerini göstermek istiyorlar. Aynı zamanda, ABD savunma sanayii şirketleri de bu anlaşmalardan büyük kazanç sağlıyor, bu da Washington'da NATO yanlısı lobinin güçlenmesine katkıda bulunuyor' dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
NATO'nun bu silah anlaşmaları, Türkiye'nin ittifak içindeki konumunu ve savunma sanayii stratejisini doğrudan etkiliyor. Türkiye, yıllardır NATO'nun yük paylaşımı konusunda ABD ve diğer müttefiklerle zaman zaman görüş ayrılığı yaşasa da, savunma harcamalarını düzenli olarak artıran ve yüzde 2 hedefini aşan nadir ülkelerden biri. Ancak Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın alması ve ABD'nin yaptırımları nedeniyle F-35 programından çıkarılması, ittifak içinde gerilim yaratmıştı. Yeni alımlarda Türkiye'nin yer almaması, bu bağlamda dikkat çekiyor. Öte yandan, Türkiye'nin yerli savunma projeleri (Altay tankı, KAAN savaş uçağı, SİHA'lar) ile NATO standartlarına uyum sağlama çabası, uzun vadede ittifak içinde alternatif bir tedarikçi konumuna gelmesine yardımcı olabilir. Bölgesel olarak, NATO'nun güçlenmesi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Karadeniz'deki güvenlik çıkarları açısından olumlu bir gelişme olsa da, anlaşmaların özellikle Yunanistan gibi komşu ülkelere yapılan silah satışlarını da kapsaması, Türkiye'de endişe yaratabilir. NATO içi dayanışma ile ulusal çıkarlar arasındaki hassas denge, Türk dış politikasının önümüzdeki dönemdeki temel meselesi olacak.