Bu yaz Pentagon, NATO müttefiklerine bir anket göndererek kısmen "ABD dış politika önceliklerine" destek verip vermediklerini sordu. Basında "sadakat testi" olarak adlandırılan bu adım, birçok Avrupalı tarafından ittifakın Amerikan huysuzluğu yüzünden dağıldığının en son işareti olarak görüldü. Ancak asıl mesele, ittifakın geleceğinin nasıl şekilleneceği: Mutabakat antlaşmasına dayalı bir NATO mu, yoksa ulusların egemen iradesine dayanan bir "ulusların NATO'su" mu?
Gelişmenin Arka Planı: Anketin Anlamı ve Avrupa'nın Tepkisi
Pentagon'un gönderdiği anket, NATO'nun kurumsal işleyişinde alışılmadık bir adım olarak kayda geçti. Ankette üye ülkelere, Washington'un dış politika önceliklerine ne ölçüde destek verdikleri soruldu. Bu hamle, ABD'nin ittifak içindeki liderliğini sorgulayan bir dönemde geldi. Avrupalı diplomatlar, anketi "ABD'nin müttefiklerine güvenmediğinin göstergesi" olarak değerlendirdi. Özellikle Almanya ve Fransa'dan gelen ilk tepkiler, ittifakın eşitler arası bir yapı olmaktan çıktığı yönündeydi.
NATO'nun kuruluş felsefesi, 1949 Washington Antlaşması'na dayanır. Bu antlaşma, üyelerin ortak savunma ve karşılıklı güvenlik taahhüdünü içerir. Ancak son yıllarda ABD'nin tek taraflı kararları, Irak Savaşı'ndan Afganistan'dan çekilmeye kadar birçok konuda Avrupa başkentlerinde rahatsızlık yarattı. Bu ankette sorulan sorular, ittifakın temelindeki mutabakatın ne kadar aşındığını gözler önüne seriyor.
Avrupa basınında "sadakat testi" ifadesi hızla yayıldı. Bazı yorumcular, bunun NATO'nun geleceğini tartışmaya açtığını belirtti. Özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, ABD'nin güvenlik garantisine bağımlı oldukları için ankete temkinli yaklaştı. Batı Avrupa'da ise "Avrupa ordusu" fikri yeniden gündeme geldi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un daha önce dile getirdiği "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti" sözü, bu tartışmaları alevlendirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İttifakın Geleceği ve Yeni Arayışlar
NATO, Soğuk Savaş sonrası dönemde genişleyerek 32 üyeye ulaştı. Ancak ittifakın stratejik odağı, Rusya'nın Ukrayna işgali sonrası yeniden Avrupa'ya kaydı. ABD'nin Çin'e yönelik artan ilgisi, Avrupa'nın güvenliğini daha fazla üstlenmesi gerekliliğini doğurdu. Bu bağlamda Pentagon'un anketi, ABD'nin müttefiklerinden daha fazla sorumluluk almasını isteyeceği bir dönemin habercisi olabilir.
"Ulusların NATO'su" kavramı, ittifakın uluslararası bir örgüt olarak değil, egemen ulusların işbirliği platformu olarak yeniden tanımlanmasını öneriyor. Bu yaklaşım, her üyenin kendi ulusal çıkarları doğrultusunda hareket etmesi ve ortak kararların oybirliğiyle alınması yerine, esnek koalisyonlar oluşturulmasını savunuyor. Eleştirmenler, bunun ittifakın caydırıcılığını zayıflatacağını ve kolektif savunma ilkesini aşındıracağını belirtiyor.
Küresel düzeyde ise NATO'nun zayıflaması, Rusya ve Çin'in jeopolitik hamlelerini cesaretlendirebilir. Rusya, Ukrayna savaşında Batı'nın birliğini test ediyor. Çin ise Tayvan ve Güney Çin Denizi'nde askeri faaliyetlerini artırıyor. NATO'nun iç tartışmaları, otoriter rejimlere "Batı bölünmüş" mesajı verebilir. Öte yandan, Avrupa Birliği'nin ortak savunma projeleri hız kazanabilir. Almanya'nın savunma bütçesini artırma kararı ve Fransa'nın Avrupa müdahale gücü önerileri bu eğilimin parçası.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO içinde ABD ile zaman zaman gerilim yaşayan ancak ittifakın kolektif savunma şemsiyesine güvenen bir ülke. Pentagon'un anketi, Türkiye'nin de kendi dış politika önceliklerini sorgulamasına yol açabilir. Türkiye, İsveç ve Finlandiya'nın üyeliğini onaylarken terörle mücadele konusundaki hassasiyetlerini öne çıkarmıştı. Bu tür bir "sadakat testi", Ankara'nın ittifak içindeki konumunu yeniden değerlendirmesine neden olabilir. Ayrıca Türkiye, savunma sanayii bağımsızlığını artırma ve alternatif ittifak arayışları (örneğin Şanghay İşbirliği Örgütü) konusunda daha cesur adımlar atabilir. ABD'nin çekilme eğilimleri, Türkiye'nin Avrupa güvenlik mimarisindeki rolünü güçlendirebilir.