Myanmar'da askeri cunta, zorunlu askerlik uygulaması, yoğun hava saldırıları ve Çin'in sağladığı lojistik destek sayesinde isyancı gruplara karşı stratejik üstünlüğü yeniden ele geçirdi. Ülkenin kuzey ve güneybatısındaki önemli kasabaları geri alan ordu, sivil direniş güçlerini savunmaya itti. Son aylarda yaşanan bu gelişmeler, 2021 darbesinden bu yana en geniş toprak kaybını yaşayan cuntanın, uluslararası baskılara rağmen sahadaki konumunu güçlendirdiğini gösteriyor.
Gelişmenin arka planı: Cunta, kayıplarını telafi ediyor
Myanmar ordusu (Tatmadaw), 2021'de yönetime el koyduktan sonra ülke genelinde silahlı direniş hareketleriyle karşı karşıya kaldı. Halk Savunma Güçleri (PDF) ve etnik silahlı örgütler, orduya karşı kentlerde ve kırsal alanlarda gerilla taktikleriyle mücadele etti. Özellikle 2023 sonlarında başlayan '1027 Harekâtı' olarak bilinen koordineli saldırılar sonucunda ordu, Çin sınırındaki bazı stratejik kasabaları ve ticaret yollarını kaybetmişti.
Ancak 2024 yılı itibarıyla Tatmadaw, topyekûn bir karşı saldırı başlattı. Zorunlu askerlik yasasını sıkılaştıran cunta, binlerce yeni askeri birliklere kattı. Aynı zamanda Rus yapımı savaş uçakları ve helikopterlerle gerçekleştirilen hava saldırıları, isyancıların kontrolündeki alanlarda büyük yıkıma yol açtı. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, hava saldırılarında çok sayıda sivil hayatını kaybederken, yüz binlerce kişi yerinden edildi.
Çin'in desteği ise cuntanın elini güçlendiren bir diğer faktör. Pekin yönetimi, sınır güvenliğini gerekçe göstererek orduya istihbarat desteği sağladı ve sınır kapılarının yeniden açılması için isyancı gruplara baskı yaptı. Ayrıca, Çin'in askeri teçhizat sevkiyatı, Tatmadaw'ın lojistik kapasitesini artırdı. Bu durum, bölgedeki güç dengesini ordunun lehine çevirdi.
Bölgesel ve küresel boyut: Çin'in rolü ve uluslararası tepkiler
Myanmar'daki çatışmalar, yalnızca iç siyaseti değil, aynı zamanda Güneydoğu Asya'nın jeopolitik dengelerini de etkiliyor. Çin, Myanmar ile uzun bir kara sınırına sahip ve bu ülkede yürütülen altyapı projeleri (Örneğin, Çin-Myanmar Ekonomik Koridoru) sayesinde bölgede nüfuzunu artırmak istiyor. Bu nedenle Pekin, cuntayla pragmatik ilişkilerini sürdürüyor ve isyancı grupların sınır hattında güçlenmesini istemiyor.
Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği, Myanmar ordusuna yönelik yaptırımları sıkılaştırdı. Ancak bu yaptırımlar, ordunun silah tedarikini tamamen engelleyemiyor. Özellikle Rusya ile geliştirilen askeri iş birliği, cuntanın uluslararası izolasyona rağmen askeri kapasitesini korumasına yardımcı oluyor. ASEAN ülkeleri ise 'beş maddelik mutabakat' çerçevesinde barış çağrıları yapıyor, ancak bu girişimler somut bir ilerleme sağlayamadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin Myanmar ile doğrudan ticari veya askeri ilişkileri sınırlı düzeydedir. Ancak Türkiye, Güneydoğu Asya'da istikrarın sağlanmasına önem vermekte ve bölge ülkeleriyle ekonomik iş birliğini artırmayı hedeflemektedir. Myanmar'daki çatışmalar, bölgesel güvenlik risklerini artırabileceği gibi, Rohingya Müslümanlarına yönelik insan hakları ihlalleri nedeniyle Türk kamuoyunda hassasiyet oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'nin Myanmar'daki gelişmeleri yakından izlemesi, insani yardım politikaları ve uluslararası platformlardaki tutumu açısından önem taşımaktadır. Ayrıca, Çin'in bölgedeki artan etkisi, Türkiye'nin Asya-Pasifik stratejisi açısından da değerlendirilmelidir.