2011 Arap Baharı'nın en önemli aktörlerinden biri olan Müslüman Kardeşler, Mısır'da Muhammed Mursi'nin cumhurbaşkanlığına yükselişiyle iktidara gelmiş, ancak 2013'teki askeri darbeyle devrilmesinin ardından şiddetli bir baskı ve iç bölünmeyle karşı karşıya kalmıştı. Bugün gelinen noktada, örgütün hem yapısal olarak hem de ideolojik olarak ciddi bir zayıflama içinde olduğu değerlendiriliyor. Müslüman Kardeşler'in bu çöküşü, yalnızca Mısır'da değil, bölge genelinde İslamcı hareketlerin geleceği açısından da önemli sinyaller veriyor.
Gelişmenin Arka Planı
Müslüman Kardeşler, 1928 yılında Hasan el-Benna tarafından Mısır'da kuruldu ve kısa sürede tüm İslam dünyasında etkili olacak bir siyasi-ideolojik hareket haline geldi. Örgüt, Mısır'da uzun yıllar boyunca yasaklı olmasına rağmen, sosyal hizmetler ve eğitim alanındaki faaliyetleriyle geniş bir taban oluşturdu. Arap Baharı patlak verdiğinde, örgütün siyasi kolu olan Özgürlük ve Adalet Partisi, 2011-2012 seçimlerinden zaferle çıktı ve Muhammed Mursi, ülkenin ilk sivil cumhurbaşkanı olarak seçildi. Ancak Mursi'nin bir yıllık iktidarı, ekonomik istikrarsızlık, artan muhalefet ve sokak protestolarıyla geçti. Temmuz 2013'te General Abdülfettah es-Sisi liderliğindeki ordu, Mursi'yi devirdi ve örgüte yönelik sert bir baskı dalgası başlattı. Binlerce Müslüman Kardeşler üyesi ve destekçisi tutuklandı, birçoğu idam cezasına çarptırıldı veya ölüm haberleri geldi. Örgütün lideri Muhammed Bedii ve diğer üst düzey isimler de hapse atıldı.
Bu baskı dalgası, Müslüman Kardeşler'in yapısında derin yaralar açtı. Örgüt, bir yandan devlet baskısından kaçarken, bir yandan da iç hizip çatışmalarıyla sarsıldı. Genç kuşak üyeler, yaşlı liderliğin geleneksel yöntemlerini sorgulamaya başladı. Örgütün eski liderlerinden bazıları sürgünde (örneğin, Katar'da bulunan Mahmud İzzet) farklı stratejiler izlemeye çalıştı. Mısır'da ise örgüt yeraltına çekilmiş durumda; etkinliği neredeyse sıfırlandı. Sisi yönetimi, Müslüman Kardeşler'i tamamen ortadan kaldırmak için büyük çaba harcarken, örgütün eski destek tabanı da korku ve umutsuzluk içinde.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Müslüman Kardeşler'in zayıflaması, yalnızca Mısır'ı etkilemedi. Bölge genelinde İslamcı hareketler, Arap Baharı sonrası umduklarını bulamadı. Tunus'ta Ennahda Hareketi, siyasi olarak varlığını sürdürse de, Mısır'daki darbe, İslamcıların iktidar hayallerini ciddi şekilde sarstı. Libya ve Suriye'deki iç savaşlarda, Müslüman Kardeşler'in yerel kolları ya marjinalleşti ya da daha radikal grupların gölgesinde kaldı. Körfez ülkeleri arasında yaşanan bölünme de örgütü etkiledi: Katar, uzun süredir Müslüman Kardeşler'i desteklerken, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır, örgütü terör listesine aldı ve finansmanını engellemeye çalıştı. Bu finansal baskı, örgütün hayati faaliyetlerini yürütme kapasitesini ciddi biçimde azalttı.
Öte yandan, Müslüman Kardeşler'in düşüşü, daha radikal grupların (El-Kaide, DEAŞ gibi) bölgede güç kazanmasına zemin hazırlamış olabilir. Zira Müslüman Kardeşler, bir dönem reformist İslamcılığın ılımlı yüzünü temsil ediyordu ve toplumsal tabanıyla birlikte şiddet karşıtı bir çizgideydi. Örgütün zayıflaması, bu ılımlı kanadın etkisini yitirmesi anlamına geliyor; bu da Müslüman toplumlarda radikalleşme potansiyelini artırabilir. Küresel düzeyde ise, Müslüman Kardeşler'in durumu, Batılı ülkelerin Arap dünyasına yönelik demokrasi söylemlerinin sınırlarını gösterdi. Birçok Batılı hükümet, Mursi'nin demokratik yollarla seçilmesine rağmen, Sisi darbesini açıkça kınamaktan kaçındı ve hatta bazıları yeni yönetimle işbirliğini güçlendirdi. Bu durum, Batı'nın ilkeli duruşunun sorgulanmasına yol açtı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Müslüman Kardeşler'in zayıflaması, Türkiye'nin bölgesel politikaları açısından doğrudan önemli sonuçlar doğuruyor. AK Parti hükümeti, özellikle Arap Baharı sürecinde Müslüman Kardeşler'e yakın durmuş ve Mursi hükümetini desteklemişti. Mursi'nin devrilmesi, Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkileri derinden etkilemiş, iki ülke arasında büyükelçilik düzeyinde kriz yaşanmıştı. Müslüman Kardeşler'in artık etkisiz bir yapıya dönüşmesi, Türkiye'nin bu hareket üzerinden kurduğu bölgesel ittifak stratejisini de büyük ölçüde geçersiz kıldı. Ankara, Doğu Akdeniz'deki enerji meselelerinde ve Libya dosyasında Mısır ile karşı karşıya gelirken, Kahire yönetiminin Türkiye'ye yönelik tutumunun sertleşmesinde bu geçmişin önemli payı olduğu söylenebilir. Son dönemde Türkiye-Mısır ilişkilerinde normalleşme çabaları görülse de, Müslüman Kardeşler'in çöküşü, Ankara'nın Mısır üzerindeki etki alanını daraltmış durumda. Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu'da etkinliğini artırma çabaları açısından bir kayıp olarak değerlendirilebilir; ancak aynı zamanda Ankara'nın Mısır ile ilişkilerini pragmatik temellere oturtma arayışını da hızlandırabilir.