Nepal'in dağlık bölgelerinde bu hafta meydana gelen ve bir buzul gölünün taşmasıyla tetiklenen ölümcül sel felaketi, bölgedeki rehberler ve dağcılar arasında 'Himalayaların tamamının eridiği' endişesini yeniden alevlendirdi. Yetkililer, en az 14 kişinin hayatını kaybettiğini, onlarca kişinin kayıp olduğunu açıklarken, felaket yalnızca bir doğa olayı değil, iklim değişikliğinin dünyanın en yüksek dağları üzerindeki yıkıcı etkisinin en son ve en acımasız göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Buzul Gölü Taşması Felaketi
Kuzey Nepal'deki Thame Vadisi'nde Perşembe günü meydana gelen sel, aşırı yağışlar ve artan sıcaklıklar nedeniyle oluşan bir buzul gölünün setinin çökmesi sonucu tetiklendi. Yetkililer, Thame köyü dahil birçok yerleşim yerini etkileyen selde en az 14 kişinin öldüğünü, 30'dan fazla kişinin kaybolduğunu bildirdi. Sel suları, evleri, köprüleri ve yolları sürüklerken, bölgedeki iletişim ve elektrik hatları da büyük hasar gördü. Nepal hükümeti, bölgeye arama kurtarma ekipleri ve askeri helikopterler sevk etti. Kurtarma çalışmaları, engebeli arazi ve olumsuz hava koşulları nedeniyle güçlükle yürütülüyor.
Bu tür olaylar, 'buzul gölü taşması seli' (GLOF) olarak bilinen ve iklim değişikliğiyle birlikte sıklığı ve şiddeti artan bir doğa felaketine işaret ediyor. Himalayalar'daki buzullar, küresel ısınmanın etkisiyle hızla eriyor ve eriyen sular, buzulların gerisinde devasa göller oluşturuyor. Bu göllerin çevresindeki doğal setler, artan su basıncına dayanamayarak çökebiliyor ve aşağı havzalarda ani ve yıkıcı sellere neden olabiliyor. Bilim insanları, Himalayalar'daki buzul göllerinin sayısının ve hacminin son yıllarda önemli ölçüde arttığını ve bu durumun bölge için ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguluyor.
Yerel rehberler ve dağcılar, son yıllarda dağlarda gözlemledikleri değişimleri anlatıyor. Birçok rehber, daha önce karla kaplı olan zirvelerin artık kayalık olduğunu, buzulların geri çekildiğini ve mevsimlerin düzensizleştiğini belirtiyor. Bazı dağcılar, yüksek rakımlarda bile normalde görülmeyen sıcak hava dalgaları yaşadıklarını aktarıyor. Thame bölgesinde uzun yıllardır rehberlik yapan bir dağcı, "Dağlar artık bizim bildiğimiz dağlar değil. Her geçen yıl daha fazla taş, daha az kar görüyoruz. Bu sel felaketi, dağların bize verdiği en açık uyarı" ifadelerini kullandı.
İklim Değişikliğinin Gölgesinde Bölgesel Kırılganlık
Nepal, iklim değişikliğinin etkilerine en kırılgan ülkelerden biri olarak kabul ediliyor. Ülke, Himalayalar'daki buzul erimesinin yanı sıra, muson yağışlarındaki düzensizlikler, kuraklık ve sel gibi aşırı hava olaylarıyla da sıklıkla karşı karşıya kalıyor. Uzmanlar, bu tür felaketlerin önümüzdeki yıllarda daha sık ve daha yıkıcı olabileceği konusunda uyarıyor. Nepal hükümeti, buzul göllerini izlemek ve erken uyarı sistemleri kurmak için uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapıyor ancak bu çabaların yetersiz kaldığı belirtiliyor.
Bu felaket, yalnızca Nepal'i değil, Himalayalar'ın geçtiği tüm ülkeleri etkileyen bölgesel bir sorunun da altını çiziyor. Hindistan, Butan, Pakistan ve Çin de benzer risklerle karşı karşıya. Himalayalar'daki buzulların erimesi, milyonlarca insanın içme suyu ve tarım için bağımlı olduğu büyük nehir sistemlerini (İndus, Ganj, Brahmaputra) tehdit ediyor. Ayrıca, buzul erimesi nedeniyle oluşan göllerin taşması, sadece dağ köylerini değil, aşağı havzalardaki şehirleri de tehdit ediyor. Bu durum, iklim değişikliğinin sınır tanımadığını ve uluslararası iş birliğinin hayati önem taşıdığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nepal'deki sel felaketi, iklim değişikliğinin küresel bir güvenlik sorunu haline geldiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye, Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde benzer buzul erimesi ve ani sel riskleriyle karşı karşıya olmasa da, iklim değişikliğinin kuraklık, orman yangınları ve aşırı hava olayları gibi etkilerini yakından hisseden bir ülke. Bu tür felaketler, iklim göçü, gıda güvenliği ve enerji arzı gibi konularda küresel istikrarı tehdit edebilecek potansiyele sahip. Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası çabalara katkı sağlarken, kendi afet yönetimi ve erken uyarı sistemlerini de güçlendirmesi gerektiği dersini çıkarabilir. Ayrıca, Himalayalar'daki erime, Orta Asya'daki su kaynaklarını da etkileyebileceğinden, Türkiye'nin komşu bölgelerdeki su politikalarını yakından takip etmesi önem taşıyor.