Gazze Şeridi, şu anda uluslararası toplumun acil müdahalesini gerektiren bir dönüşüm geçiriyor. Kuşatma altındaki bu bölgede yaşananlar, basit bir insani krizin çok ötesine geçmiş durumda. İsrail, yoğunlaşmış bir diplomatik dikkatin gölgesinde, Gazze'nin büyük bölümünü kalıcı olarak işgal etmek için hesaplı bir jeopolitik yeniden şekillendirme yürütüyor. Bu süreç, Birleşmiş Milletler'in (BM) bölgedeki özel koordinatörü Nikolay Mladenov'un arabuluculuk çabalarıyla aynı zamana denk geliyor. Ancak Mladenov'un girişimlerinin, İsrail'in fiili ilhak adımlarını gizleyen bir perde işlevi gördüğü yönünde ciddi endişeler var.
Gelişmenin Arka Planı: Adım Adım İlhak Stratejisi
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, uzun süredir Gazze Şeridi'nin tamamen işgal edilmesi fikrini dillendiriyor. Ancak son dönemde bu söylem eyleme dönüşmüş durumda. İsrail ordusu, Gazze'nin kuzey ve orta kesimlerinde tampon bölgeler oluşturuyor, yeni askeri karakollar inşa ediyor ve Filistinli sivilleri evlerini terk etmeye zorluyor. Bu adımlar, uluslararası hukuka göre savaş suçu teşkil eden bir ilhak sürecinin parçası olarak değerlendiriliyor.
BM verilerine göre, Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de yaklaşık 1,9 milyon kişi yerinden edildi. İsrail'in hava saldırıları ve kara operasyonları sonucunda 40 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti. Altyapı ise neredeyse tamamen yok oldu. Su ve elektrik şebekeleri çalışmaz hale gelirken, hastanelerin yüzde 70'i hizmet dışı. İşte tam da bu kaos ortamında İsrail, 'güvenlik bölgesi' adı altında Gazze'nin yüzde 40'ını fiilen kontrol altına aldı.
Netanyahu hükümeti, bu operasyonları 'Hamas'ı yok etme' hedefiyle meşrulaştırıyor. Ancak askeri hedeflerin çok ötesine geçen bu hamleler, bölgenin demografik yapısını kalıcı olarak değiştirme amacı taşıyor. İsrail'in kurduğu geçici askeri yönetim, Filistinlilerin dönüşünü engelleyecek idari düzenlemeler getiriyor. Bu, 1948'deki Nakba'nın modern bir versiyonu olarak yorumlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Mladenov'un Dikkat Dağıtma Rolü
BM Özel Koordinatörü Nikolay Mladenov, aylardır ateşkes ve insani yardım girişimlerini yönetiyor. Ancak eleştirmenler, Mladenov'un diplomatik çabalarının İsrail'in ilhak planlarını meşrulaştırdığını savunuyor. Mladenov, BM Güvenlik Konseyi'nde İsrail'e yönelik yaptırım kararlarının çıkmasını engellerken, İsrail'in 'adım adım' ilhakına zemin hazırlıyor.
Mısır ve Katar'ın arabuluculuk çabaları da benzer şekilde sonuçsuz kalıyor. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı, İsrail'i kınayan bildiriler yayınlasa da, bu söylemlerin ötesine geçemiyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi ise İsrail'e askeri yardımı kesmeden, insani yardım çağrıları yaparak çelişkili bir duruş sergiliyor. Bu karmaşık diplomatik ortam, İsrail'e hareket alanı sağlıyor.
Bölgede bir diğer kritik gelişme ise Gazze'nin güneyindeki Refah Sınır Kapısı'nın statüsü. Mısır, Filistinli mültecilerin akınından endişe ederek sınırı sıkı kontrol altında tutuyor. İsrail ise Mısır'ı da yanına alarak Gazze'yi tamamen izole etmeyi hedefliyor. Bu, Filistin devleti vizyonunu fiilen sonlandıran bir hamle olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki gelişmeleri yakından takip ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in ilhak politikalarını sert bir dille eleştirirken, Türkiye Filistin davasına verdiği desteği vurguluyor. Ancak bu durum, Türkiye'nin İsrail'le ticareti (2023'te 5,4 milyar dolar) ve enerji işbirliği gibi pragmatik çıkarlarıyla çelişiyor. Gazze'nin ilhakı, Doğu Akdeniz'deki enerji denklemlerini de etkileyebilir. Türkiye, Mısır ve İsrail'le deniz yetki alanları konusunda yaşadığı anlaşmazlıklarda Filistin meselesini kullanarak bölgesel nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Sonuçta Türkiye, hem insani hem stratejik nedenlerle Gazze'deki statükonun korunmasından yana ancak mevcut seyir, Ankara'nın manevra alanını daraltıyor.