Mississippi Başsavcısı Lynn Fitch'in ofisi, Pazartesi günü yaptığı açıklamayla, 1 yaşındaki Kohen Wiley'nin polis kurşunuyla ölümünü 'haklı' olarak nitelendirdi. Olay, geçtiğimiz yıl kasım ayında, polisin bir mağaza hırsızlığı ihbarına yanıt vermesi sırasında meydana geldi. Polis, Vellesiya Wiley'nin kullandığı aracın içine ateş açmış ve aracın arka koltuğunda oturan bebek Kohen hayatını kaybetmişti.
Olayın arka planı: Hırsızlık ihbarından trajediye
Yetkililerin verdiği bilgilere göre, olay günü polis, bir mağazadan hırsızlık yapıldığı ihbarı üzerine bölgeye intikal etti. Vellesiya Wiley'nin kullandığı araç, polisin 'dur' ihtarına uymayınca kovalamaca başladı. Kovalamacanın sonunda araç durduruldu ve polis memurları araca ateş açtı. Açılan ateş sonucu, aracın arka koltuğunda bulunan 1 yaşındaki Kohen Wiley başından vurularak yaşamını yitirdi. Olayın ardından bölge halkı ve aile, polisin aşırı güç kullandığını öne sürerek protesto gösterileri düzenledi.
Başsavcı Fitch'in ofisi, olayla ilgili soruşturmayı tamamladıktan sonra, polis memurlarının eylemlerinin yasalara uygun olduğuna karar verdi. Açıklamada, memurların o sırada kendilerini tehlikede hissettikleri ve silahlı bir tehdit algıladıkları belirtildi. Ancak aile avukatları, aracın içinde silah olmadığını ve polisin bebeğin varlığını görebilecek durumda olduğunu savunuyor. Aile, karara itiraz edeceklerini ve federal düzeyde soruşturma talep edeceklerini açıkladı.
ABD'de polis şiddeti ve hesap verebilirlik tartışması
Bu karar, ABD'de yıllardır süren polis şiddeti ve hesap verebilirlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Mississippi gibi eyaletlerde başsavcıların polis memurlarını aklama kararları, özellikle Afrika kökenli Amerikalı topluluklarda öfkeye yol açıyor. Kohen Wiley vakası, 2020'de George Floyd'un öldürülmesinin ardından başlayan geniş çaplı reform çağrılarının hâlâ somut sonuç vermediğini gösteriyor. İnsan hakları örgütleri, başsavcılık kararını 'adalet sisteminin bir başka başarısızlığı' olarak nitelendirirken, polis sendikaları kararı savunarak memurların zor koşullarda görev yaptığını vurguluyor.
Olay, aynı zamanda ABD'de ateşli silah kullanımı ve polis eğitimi konularını da gündeme getirdi. Uzmanlar, polisin araca ateş açmadan önce bebeğin fark edilip edilmediğinin kritik olduğunu belirtiyor. Başsavcılık raporunda, memurların aracın içini net göremediği ifade edildi. Ancak görgü tanıkları, aracın aydınlatılmış olduğunu ve bebeğin görülebileceğini iddia ediyor. Bu çelişkili ifadeler, soruşturmanın şeffaflığı konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olay, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, ABD'deki polis şiddeti ve ırksal adaletsizlik tartışmaları, küresel ölçekte insan hakları standartları açısından önemli bir gösterge. Türkiye, uluslararası platformlarda insan hakları ve adalet vurgusu yaparken, ABD'nin kendi içindeki bu tür vakalar, Batı'nın insan hakları söyleminin tutarlılığını sorgulatan örnekler olarak öne çıkıyor. Ayrıca, ABD'deki toplumsal huzursuzluk ve güvenlik güçlerine duyulan güvensizlik, küresel istikrarı dolaylı yönden etkileyebilecek bir faktör. Türkiye'nin dış politikada insan hakları ve demokrasi söylemini şekillendirirken bu tür gelişmeleri dikkate alması, uluslararası arenada tutarlılık açısından faydalı olabilir.