28 Şubat'ta İran'ın güneyindeki Minab kentinde bir ilkokula düzenlenen saldırıda, ilk belirlemelere göre onlarca çocuk hayatını kaybetti. Olayın hemen ardından ABD'yi işaret eden deliller ortaya çıkarken, saldırının bir savaş suçu teşkil edip etmediği uluslararası hukuk çevrelerinde tartışılmaya başlandı. Alman haber dergisi Der Spiegel, olayı mercek altına alarak ABD'nin sorumluluğunu ve eylemin hukuki boyutunu inceledi.
Saldırının Arka Planı ve Deliller
Minab, Hürmüzgan eyaletine bağlı, Basra Körfezi kıyısında stratejik bir konuma sahip. Saldırının gerçekleştiği okul, bölgedeki birçok sivil yerleşimden biriydi. Görgü tanıkları, patlamadan önce bölgede insansız hava araçları (İHA) görüldüğünü belirtti. Olay yerinden toplanan mühimmat parçaları, ABD yapımı GBU-39 tipi küçük çaplı bombalarla örtüşüyor. Bu bombalar, özellikle hedefli vuruşlar için tasarlanmış olsa da, sivil alanlarda kullanımı tartışma yaratıyor. İran devlet medyası, saldırıda en az 35 çocuğun öldüğünü, 50'den fazla kişinin yaralandığını duyurdu. Ancak bağımsız kaynaklar sayının daha yüksek olabileceğini belirtiyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) saldırıyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmazken, Pentagon sözcüsü “bölgedeki terör hedeflerine yönelik operasyonların sürdüğünü” ifade etti. Ancak okulun hedef alınıp alınmadığına dair net bir bilgi paylaşılmadı. Uydu görüntüleri, saldırıdan kısa süre sonra bölgede ABD'ye ait keşif uçaklarının dolaştığını gösteriyor.
Savaş Suçu Boyutu ve Uluslararası Tepkiler
Uluslararası hukuka göre, sivilleri hedef alan veya orantısız güç kullanımı içeren saldırılar savaş suçu sayılabiliyor. Cenevre Sözleşmeleri ve Roma Statüsü, eğitim kurumları gibi sivil yapıların korunmasını garanti altına alıyor. Saldırının bir okulu hedef alması, kasıtlı bir sivil katliamı mı yoksa istihbarat hatası mı olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, olayın bağımsız bir soruşturmayla araştırılması çağrısında bulundu. Rusya ve Çin, saldırıyı kınarken, Avrupa Birliği temkinli bir dil kullanarak “tüm tarafları uluslararası hukuka uymaya” davet etti.
Olayın bölgesel yansımaları da büyük. İran, saldırının ardından ABD'yi doğrudan tehdit ederken, Yemen'deki Husiler de ABD hedeflerine yönelik saldırılarını artırdı. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim tırmanırken, petrol fiyatları yükselişe geçti. Uzmanlar, bu tür bir olayın ABD-İran arasında doğrudan bir çatışmayı tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Minab saldırısı, Türkiye'nin güney sınırlarına yakın bir bölgede gerçekleştiği için doğrudan güvenlik riski oluşturuyor. Basra Körfezi'ndeki gerilim, Türkiye'nin enerji ticareti ve Katar gibi müttefikleriyle ilişkilerini etkileyebilir. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve İran'la olası bir savaş, Türkiye'yi İdlib ve diğer dosyalarda zor bir denge politikasına itebilir. Ankara'nın hem NATO müttefiki ABD hem de komşusu İran'la ilişkilerini korumaya çalıştığı bir dönemde, bu tür olaylar Türk dış politikasının manevra alanını daraltabilir. Türkiye'nin insani krizlere karşı duyarlılığı da göz önüne alındığında, saldırının kınanması ve uluslararası soruşturma çağrılarına katılması beklenir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Minab saldırısı, Türkiye'nin güney sınırlarına yakın bir bölgede gerçekleştiği için doğrudan güvenlik riski oluşturuyor. Basra Körfezi'ndeki gerilim, Türkiye'nin enerji ticareti ve Katar gibi müttefikleriyle ilişkilerini etkileyebilir. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve İran'la olası bir savaş, Türkiye'yi İdlib ve diğer dosyalarda zor bir denge politikasına itebilir. Ankara'nın hem NATO müttefiki ABD hem de komşusu İran'la ilişkilerini korumaya çalıştığı bir dönemde, bu tür olaylar Türk dış politikasının manevra alanını daraltabilir. Türkiye'nin insani krizlere karşı duyarlılığı da göz önüne alındığında, saldırının kınanması ve uluslararası soruşturma çağrılarına katılması beklenir.