İran’ın uzun süreli dini lideri Ali Hamaney’in, savaşın başında ABD-İsrail ortak hava saldırısında öldürülmesinin ardından ülkede karar alma mekanizması tek bir kişi yerine askeri, teokratik ve sivil figürlerden oluşan bir grubun eline geçti. “Akıllı” ve “çok rasyonel” olarak tanımlanan bu yeni liderlik yapısı, Tahran’ın iç ve dış politikasında köklü değişikliklere yol açarken, özellikle Ortadoğu’daki dengeleri yeniden şekillendiriyor.
Gelişmenin arka planı
Hamaney’in en büyük oğlu Mücteba Hamaney, babasının ölümünün ardından hızla dini liderlik makamına getirilmek istense de, Devrim Muhafızları ve reformist kanadın itirazlarıyla karşılaştı. Bunun üzerine, İran Anayasası’ndaki “uzmanlar meclisi” geçici bir yönetim modeli benimseyerek kararların ortak akılla alınmasını öngören bir sistem kurdu. Bu sistemde, Devrim Muhafızları komutanları, dini liderlik konseyi üyeleri ve Cumhurbaşkanı’nın da dahil olduğu sivil kanat arasında güç paylaşımı yapılıyor.
Yeni yapının en önemli özelliği, Hamaney dönemindeki kişiselleşmiş karar alma sürecinin yerini daha kurumsal ve müzakereci bir mekanizmaya bırakmasıdır. Kaynaklara göre, her hafta düzenli olarak toplanan bu grup, nükleer programdan bölgesel müdahalelere kadar kritik konularda oy çokluğuyla karar alıyor. Başta Suudi Arabistan olmak üzere bazı bölge ülkeleri bu yeni “kolektif liderlik” yapısını daha öngörülebilir bulurken, İsrail ve ABD ise bu durumun İran’ın nükleer silah edinme yolunda daha sistematik adımlar atmasına neden olduğunu iddia ediyor.
Bölgesel veya küresel boyut
İran’daki bu dönüşüm, özellikle Yemen’deki Husiler ve Lübnan’daki Hizbullah gibi vekil güçler üzerinde hissediliyor. Yeni liderlik, bu gruplara verilen desteğin miktarını ve şeklini yeniden değerlendiriyor; bazı uzmanlara göre bu, daha “rasyonel” angajman anlamına geliyor. Ancak İran’ın nükleer programı konusunda Batı ile devam eden müzakerelerde, yeni yönetimin daha “akılcı” olduğu kadar daha “kararlı” da olduğu görülüyor. Bu durum, Tahran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürmesi ve uluslararası yaptırımlara rağmen petrol ihracatını artırmasıyla kendini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran’daki bu kolektif liderlik yapısı, Türkiye’nin bölgedeki manevra alanını doğrudan etkiliyor. Ankara, Tahran’ın yeni yönetimiyle olan diyalog kanallarını korumaya çalışırken, özellikle Suriye ve Irak’taki nüfuz mücadelesinde daha dengeli bir politika izlemek zorunda kalıyor. Türkiye’nin enerji ithalatında önemli bir rol oynayan İran’ın istikrarı, ekonomik açıdan da kritik. Ancak yeni yönetimin daha “rasyonel” olarak tanımlanması, Türkiye ile İran arasında beklenen yeni bir dönemin işareti olabilir; bu, iki ülke arasında güven artırıcı adımlar ve ekonomik işbirliğinin gelişmesine olanak tanıyabilir.