ABD'nin arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında varıldığı açıklanan ateşkes anlaşması, sahada herhangi bir değişiklik yaratmadı. İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürürken hafta sonu bölgeye yönelik hedefli saldırılar düzenledi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, işgal altındaki bölgeyi ziyaret ederek askeri yetkililerle görüştü ve ateşkesin uygulanmasına yönelik değerlendirmelerde bulundu. Anlaşma metninde İsrail güçlerinin Lübnan topraklarından çekilmesi öngörülmesine rağmen, çekilme takvimine ilişkin somut bir adım atılmadı. Lübnan hükümeti ise egemenlik ihlali olarak nitelendirdiği işgalin sona ermesi için uluslararası topluma çağrı yapıyor.
Anlaşmanın içeriği ve beklentiler
ABD ve Fransa'nın girişimleriyle şekillenen anlaşma, 2006 yılındaki BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararının yeniden yürürlüğe konulmasını öngörüyor. Bu karar, İsrail'in Lübnan'dan çekilmesini, Lübnan ordusunun güneyde konuşlanmasını ve Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını içeriyor. Ancak İsrail, anlaşmanın uygulanması için Hizbullah'ın tamamen etkisiz hale getirilmesi şartını öne sürüyor. Lübnan ise İsrail'in işgal ettiği Shebaa Çiftlikleri ve Kfar Şuba tepelerindeki varlığının sona ermesini talep ediyor. Taraflar arasındaki bu temel farklılıklar, anlaşmanın hayata geçirilmesini engelliyor.
Netanyahu'nun güney Lübnan ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, "Güvenlik kaygıları giderilene kadar İsrail askerleri bölgede kalacak" ifadelerini kullanması, anlaşmanın uygulanmasının uzun vadeli bir sürece yayılabileceğini gösteriyor. İsrail basınına göre, Netanyahu hükümeti içinde aşırı sağcı koalisyon ortakları, güney Lübnan'ın ilhak edilmesi yönünde baskı yapıyor.
Bölgesel ve uluslararası boyut
Lübnan-İsrail sınırındaki bu gerilim, bölgesel dengeleri de etkiliyor. İran destekli Hizbullah'ın roket ve füze kapasitesi, İsrail'in kuzey şehirleri için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Öte yandan, İsrail'in Lübnan'daki işgalini sürdürmesi, Arap kamuoyunda tepki çekiyor ve bölgedeki barış çabalarını zora sokuyor. Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL), ateşkes ihlallerini izliyor ancak tarafları caydırmada yetersiz kalıyor. ABD, anlaşmanın uygulanması için diplomatik çabalarını sürdürse de, başka krizlerle meşgul olması nedeniyle sürece yeterince odaklanamadığı belirtiliyor.
Fransa, eski sömürge bağları nedeniyle Lübnan'da etkili bir aktör olmaya çalışıyor ancak İsrail'in tutumu karşısında somut bir ilerleme kaydedemedi. Arap Ligi ve Körfez İşbirliği Konseyi, Lübnan'ın toprak bütünlüğüne vurgu yapan ortak bildiriler yayınlasa da, bu çağrılar pratikte sonuç vermiyor. Rusya, Suriye'deki askeri varlığı üzerinden Lübnan'a etki etmeye çalışırken, Çin ise ekonomik yatırım vaatleriyle nüfuzunu artırmaya çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'ın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini destekleyen bir pozisyona sahiptir. İsrail'in Lübnan'daki işgalini sürdürmesi, Doğu Akdeniz'deki dengeleri etkileyebilir. Türkiye, bölgede istikrarsızlığın artmasını istememekle birlikte, Filistin meselesiyle bağlantılı olarak İsrail politikalarını eleştirmektedir. Bu durum, Ankara'nın Tel Aviv ile ilişkilerinde yeni bir gerilim unsuru oluşturabilir. Ayrıca, Lübnan'daki iç istikrarsızlık, Türkiye'deki Suriyeli mülteci krizine benzer bir insani krize yol açabileceği için güvenlik ve ekonomi politikaları açısından önemlidir.