Küresel jeopolitik gerilimlerin tırmanması, ekonomik yaptırımların sıklaşması ve uluslararası güvenin erozyonu, dünyanın önde gelen merkez bankalarını yabancı ülkelerde tuttukları altın rezervlerini anavatanlarına getirme kararı almaya yöneltiyor. Uzmanlara göre bu akım, 2008 küresel mali krizinden bu yana en hızlı altın geri dönüşüne işaret ediyor. Özellikle Rusya Merkez Bankası'nın yurt dışındaki varlıklarının dondurulması, diğer merkez bankalarının Londra, New York ve Zürih gibi geleneksel altın saklama merkezlerine olan güvenini sarsmış durumda. Bu kaygı, Polonya'dan Macaristan'a, Çekya'dan Çin'e kadar geniş bir yelpazede karşılık buluyor. Altın fiyatları da bu belirsizlik ortamında rekor seviyelere yaklaşırken, geri çekilme hareketi hız kesmeden sürüyor. Dünya Altın Konseyi verilerine göre, 2023'te 1.037 ton altın merkez bankaları tarafından satın alınırken, 2024'te bu rakamın daha da yükselmesi bekleniyor.
Soğuk Savaş'tan kalan alışkanlık değişiyor
Merkez bankalarının altınlarını yabancı ülkelerde saklama geleneği, Soğuk Savaş dönemine dayanıyor. O dönemde ülkeler, savaş durumunda varlıklarının güvende olması için altınlarını siyasi ve askeri olarak istikrarlı ülkelere, çoğunlukla ABD, İngiltere ve İsviçre'ye emanet ediyordu. Ancak son yıllarda yaşananlar bu modeli sorgulamaya açtı. Brexit sürecinde İngiltere'nin siyasi belirsizliği, ABD'nin Çin ile ticaret savaşları ve özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Batı'nın Rus varlıklarını dondurması, altın depolamanın güvenli liman olmadığını gösterdi. Batı yaptırımlarına maruz kalabilecek endişesiyle Polonya Merkez Bankası, altınlarının yüzde 60'ını İngiltere'den ülkesine getirirken, Macaristan da 2022'de Londra'daki altın stokunun tamamını Budapeşte'ye taşıdı. Çin'in de aynı gerekçelerle ABD'de tuttuğu altınlarını geri çekme planı yaptığı konuşuluyor.
Uzmanlar, bu eğilimin sadece jeopolitik değil, aynı zamanda ekonomik boyutu olduğunu da vurguluyor. Faiz oranlarının düşük olduğu dönemde altın, getirisi olmayan bir varlık olarak görülüyordu. Ancak enflasyonun yükselmesi ve faiz oranlarının hâlâ belirsiz bir seyir izlemesi, altını yeniden cazip hale getirdi. Ayrıca dijital para birimlerinin ve merkez bankası dijital para birimlerinin (CBDC) yükselişi, fiziksel altına olan talebi artırmış değil, aksine bazı bankalar için altın fiziksel güvencenin son kalesi olarak kalmaya devam ediyor.
Küresel sistemdeki kırılma sinyalleri
Altın geri çekme dalgası, aslında küresel finans sisteminde yaşanan daha derin bir güven krizinin yansıması. Amerikan dolarının rezerv para statüsü sorgulanırken, BRICS ülkeleri kendi alternatif ödeme sistemlerini kurma çalışmalarını hızlandırdı. Bu bağlamda, merkez bankalarının altın alımları yalnızca bir portföy çeşitlendirme hamlesi değil; aynı zamanda Batı merkezli finansal sistemden uzaklaşmanın bir aracı olarak görülüyor. Rusya ve Çin, Panama ve Venezuela gibi ABD yaptırımı altındaki ülkeler de bu trendi güçlendiriyor. Dünya Altın Konseyi'nin 2023 raporuna göre, merkez bankalarının toplam altın talebi 50 yılın zirvesine ulaştı. Özellikle Çin Halk Bankası, 2023'te 225 ton altın alarak en büyük alıcı konumuna yükseldi.
Bu durum, yatırımcılar ve piyasalar için de önemli sinyaller taşıyor. Merkez bankalarının altına olan güveni, önümüzdeki dönemde altın fiyatlarını destekleyen bir faktör olarak öne çıkıyor. Ancak uzmanlar, bu akımın sadece bir güven oylaması olmadığını; merkez bankalarının gelecekteki olası bir finansal krize karşı kendilerini korumaya aldığını da belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bu gelişmeden doğrudan etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), son yıllarda altın rezervlerini önemli ölçüde artıran bankalar arasında. TCMB'nin toplam altın varlığı yaklaşık 600 ton seviyesinde ve bunun önemli bir kısmı yurt içinde tutuluyor. Bu, Türkiye'nin olası yaptırım veya dondurma riskine karşı kendini koruduğunu gösteriyor. Ancak altın fiyatlarındaki yükseliş, Türkiye'nin ithalat faturasını artırarak cari açık üzerinde baskı yaratabilir. Ayrıca, küresel sistemdeki güven bunalımı, TL üzerinde ek baskı oluşturabilir. Buna karşın, Türkiye'nin altın konusunda izlediği politika, uluslararası finansal sistemdeki kırılmalara karşı bir koruma sağlıyor.