Meksika hükümeti, eski Başkan Donald Trump döneminde uygulanan sert göç politikaları kapsamında ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Birimi (ICE) gözetiminde hayatını kaybeden Meksika vatandaşları için ABD eyalet savcılarına resmen cezai soruşturma başlatma çağrısında bulundu. Meksika Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, en az 17 Meksikalının ICE gözetiminde yaşamını yitirdiği belirtilirken, bu ölümlerin adli tıp raporları, otopsi bulguları ve diğer deliller ışığında bağımsız olarak incelenmesi talep edildi. Talep, ABD'deki 50 eyaletin başsavcılığına ve federal yetkililere iletildi.
Gelişmenin Arka Planı: Trump Dönemi Göç Politikalarının Gölgesi
Meksika Dışişleri Bakanlığı, söz konusu ölümlerin 2017-2021 yılları arasında, Trump yönetiminin “sıfır tolerans” politikası nedeniyle ICE gözetim merkezlerinde meydana geldiğini vurguladı. Kayıtlara göre, ölen Meksikalılar arasında kronik hastalıkları olanlar, yetersiz sağlık hizmeti alanlar ve gözaltı koşullarının ağırlığına dayanamayanlar bulunuyor. Meksika hükümeti, bu ölümlerin çoğunda ihmal veya kasıt olduğuna dair güçlü bulgular olduğunu öne sürüyor. Örneğin, 2018'de Teksas'ta bir ICE tesisinde hayatını kaybeden 28 yaşındaki Carlos Esquivel'in ailesi, kendisine yeterli tıbbi müdahale yapılmadığını iddia ediyor. Benzer şekilde, 2020'de Louisiana'da ölen Maria de Jesus adlı kadının ailesi de gözaltı sürecinde işkenceye maruz kaldığını belirtiyor.
Meksika yönetimi, ABD'deki eyalet başsavcılıklarına gönderdiği yazıda, bu soruşturmaların “ülkeler arasındaki hukuki işbirliği” çerçevesinde yürütülmesini istedi. Meksika Dışişleri Bakanı Marcelo Ebrard, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Vatandaşlarımızın ölümleri cezasız kalmamalı. ABD'deki eyalet yetkililerini, adaleti sağlamak için harekete geçmeye çağırıyoruz.” ifadelerini kullandı. Öte yandan, ICE yetkilileri daha önce yaptıkları açıklamalarda, tüm gözaltı işlemlerinin yasalara uygun olduğunu ve her ölüm vakasının dahili olarak incelendiğini belirtmişti.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Göçmen Hakları ve Uluslararası Hukuk
Meksika'nın bu girişimi, sadece iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri değil, aynı zamanda uluslararası göçmen hakları tartışmalarını da yeniden alevlendirdi. Birleşmiş Milletler (BM) ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar, ABD'deki göçmen gözaltı koşullarını yıllardır eleştiriyor. BM İnsan Hakları Ofisi, özellikle COVID-19 salgını sırasında ICE tesislerinde hijyen ve sağlık koşullarının yetersiz olduğunu, birçok göçmenin salgına yakalandığını rapor etmişti. Meksika'nın bu talebi, Latin Amerika ülkeleri arasında da yankı uyandırdı. Guatemala, Honduras ve El Salvador yönetimleri de benzer şekilde vatandaşlarının ABD'deki ölümlerine karşı hukuki adımlar atabileceklerini sinyalledi.
ABD'de ise konu siyasi bir tartışma konusu haline geldi. Cumhuriyetçi Parti'den bazı temsilciler, Meksika'nın talebini “iç işlere müdahale” olarak nitelendirirken, Demokratlar ve insan hakları savunucuları, bağımsız soruşturmaların gerekliliğini vurguluyor. Joe Biden yönetimi, şu ana kadar konuya resmi bir yanıt vermedi ancak geçmişte ICE tesislerindeki koşulları iyileştirme sözü vermişti. Öte yandan, Meksika'daki sivil toplum örgütleri, ABD'deki 11 milyon belgesiz göçmenin durumuna dikkat çekerek, bu tür ölümlerin sadece buzdağının görünen yüzü olduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Meksika'nın ICE gözetiminde ölen vatandaşları için ABD'den adli soruşturma talep etmesi, Türkiye açısından dolaylı ama önemli bir emsal teşkil edebilir. Türkiye, Avrupa'da yaşayan milyonlarca vatandaşı ve düzenli olarak sınır dışı edilen göçmenleri nedeniyle benzer insan hakları sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir. Özellikle Avrupa ülkelerindeki gözaltı merkezlerinde Türk vatandaşlarının ölümleri veya kötü muamele iddiaları gündeme geldiğinde, Meksika'nın bu diplomatik girişimi, Ankara'ya uluslararası hukuk çerçevesinde nasıl hareket edebileceği konusunda bir referans noktası sunuyor. Ayrıca, Türkiye'nin kendi sınırları içindeki göçmenlere yönelik politikaları uluslararası kamuoyunda tartışılırken, bu tür davaların caydırıcı bir etki yaratması ve ülkeler arası insan hakları standartlarının yükseltilmesine katkıda bulunması mümkün. Küresel ölçekte göçmen hakları konusundaki duyarlılık artarken, Türkiye'nin bu bağlamda proaktif bir pozisyon alması, uluslararası itibarı açısından da değerlendirilebilir.